23- Roma Borçlar Hukuku / Borçlunun Sorumluluğu, Kusur Kavramı

Borçlunun Sorumluluğu

Her borçlu borcunu gereken şekilde yerine getirmekle yükümlüdür. Borçlu borcunu yerine getirmezse veya getiremezse borcundan kurtulmuş olmaz. O zaman borçlunun sorumluluğundan söz edilir, yani ifa etmediği borç yüzünden alacaklının zararını telafi edip etmeyeceği meselesi ortaya çıkar.

Kusursuz  (Objektif)  ve  Kusura  Dayanan  (Subjektif)  Sorumluluk  İlkeleri

Kusursuz sorumluluk, temel olarak zarara sebep olma düşüncesine dayanır. Bu tür sorumluluğun gerçekleşmesi için sorumluluğu doğuran olayla zarar arasında sebep-sonuç ilişkisinin varlığı yeterlidir. Eğer borcunu ödemeyen borçlu ne olursa olsun mutlaka sorumlu tutulursa kusursuz sorumluluk ilkesi vardır. Mesela bir kimse bir mal vermeyi taahhüt ettikten sonra bu malı verememiştir. Eğer borcu ifa etmemenin neden ileri geldiği asla düşünülmez ve sadece beklenen sonuç meydana geldiği için kişi sorumlu tutulabilirse kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanmış olur.

Kusura dayanan sorumluluk ilkesiyse, borcun ifa edilmemesinin sebeplerini araştırır. Subjektif sorumluluk ilkesine göre borçlu sadece kusurluysa (kastı veya ihmali varsa) sorumlu tutulur. Dolayısıyla kusura dayanan sorumluluk ilkesi uygulanırsa zararı vermiş veya borcu ifa etmemiş kişinin bir kusurunun bulunup bulunmadığını araştırmak ve kusuru olmadığı zamanda o kimseyi sorumlu tutmamak gerekir. Bu şekilde taahhüdünü yerine getirmeyen borçlunun bunu neden yerine getirmediği araştırılırsa yani ifa etmemenin sebepleri incelenirse kusura dayanan sorumluluk ilkesi uygulanmış olur.

Roma’da her iki sorumluluk ilkesi de daima uygulanmıştır. Klasik devirde kusursuz sorumluluk ilkesi daha çok uygulanırken, Iustinianus devrinde kusur sorumluluğu daha çok uygulanmaya başlamıştır.

Kusur Kavramı

Kusur, bir neticenin oluşumunda etkili olan kişinin durumuna bakılmasıdır. Eğer borçlu borcunu ödemek için gerekli dikkati ve gayreti göstermemiş, gerekli tedbirleri almamışsa kusurludur. Kusur bazı hallerde daha ağır bazı hallerdeyse hafif olabilir. Ağırlık derecesine göre kusur özellikle “kasıt” ve “ihmal” şeklinde ikiye ayrılır. Bunun önemi, borçlunun bazen yalnızca ağır olan kusurundan sorumlu tutulabilmesidir.

1- Kasıt (Dolus):

Kasıt, borçlunun borcunu ifa etmemek için bilerek ve isteyerek haksız şekilde hareket etmesidir. Satıcı, sattığı malı teslim etmemek için malı bozar veya kırarsa kasıt vardır. Eğer borçlu isteyerek borcun ifasını imkansız hale getiriyor veya bilerek kötü ifa ediyorsa kasıttan sorumludur. Borçlu kastından her zaman sorumludur. Bu, akit ile bertaraf edilemeyen emredici bir ilkedir. Kasıt halinde sorumlu olunmayacağına dair yapılan her anlaşma ahlaka ve dürüstlüğe aykırı olduğu gerekçesiyle geçersizdir. Taraflar kasıttan dolayı zarar oluştuktan sonra bu

konuda sorumlu olunmayacağına dair bir anlaşma ise yapabilirler. Kastın varlığı için hukuka aykırı sonucun istenilmiş olması yeterlidir. Fiilin doğuracağı sonuçlarında mesela zararında istenilmiş olması kural olarak aranmaz.

2- İhmal (Culpa):

İhmal halinde bir haksızlık, hukuka aykırılık niyeti ve kastı yoktur fakat yeteri kadar dikkat ve itina gösterilmemiş, haksız sonucun meydana gelmesini önlemek için gerekli önlem ve özen sarfedilmemiştir. İhmal iki dereceye ayrılmaktadır. Bunlar:

a- Ağrı İhmal (Culpa Lata): Herkesin anladığı, bildiği ve yaptığı şeyi anlamamak, bilmemek ve yapmamak, yani her hangi bir kimsenin alacağı bir tedbiri almayı düşünmemektir. Ağır ihmal Iustinianus hukukunda kasıt hükümlerine tabi tutulmuş ve onunla eşit kabul edilmiştir.

b- Hafif İhmal (Culpa Levis): Bu gösterilmesi gereken özenin gösterilmemesidir. Hafif ihmal dikkatli bir insanın da gösterebileceği tedbirsizlik halidir. Belirli bir davranışın ağır veya hafif ihmal olarak kabul edilmesi sorunu tamamen takdiri bir meseledir. Burada iki kriter vardır:

  • Objektif kriter, dürüst bir insanın, iyi bir aile reisinin özeni şeklinde ifade edilebilir. Bu şekilde davranan kişinin ihmalinin bulunmadığı söylenir.
  • Subjektif kriter ise, kişinin kendi işlerinde gösterdiği dikkat ve ihtimama bakılmasıdır. Bu kriter genellikle şirket sözleşmelerinde görülür. Kişi kendi işine özen göstermiyorsa başkasının işine de özen göstermez. Bu somut ve kişisel bir ihmaldir. Burada borçlunun ihmalinin olup olmadığını anlamak için bizzat kendi işlerindeki hareket tarzına bakılmalıdır. Eğer normal olarak kişi kendi işlerinde gösterdiği özeni alacaklısı içinde göstermişse ihmalinin olmadığı kabul edilir.

Sorumluluk Kıstasları: Genel kural borçlunun hafif ihmalinden de yani derecesi ne olursa olsun tüm kusurlarından sorumlu tutulmasıdır. Ancak bazı borçlarda sorumluluk ölçüsü daha yumuşak bazılarında ise serttir. Bazı hallereyse borçlu kusurlu olmasa bile sorumlu tutulabilir. Eğer borçlunun hafif ihmaline göz yumulur ve sadece ağır ihmali veya kastı olduğu zaman sorumlu olduğu kabul edilirse sorumluluğun “hafif” olduğu, aksine hafif ihmali yüzünden dahi sorumlu tutulursa sorumluluğun “ağır” olduğu anlaşılır. Eğer kusuru yokken bile kişi sorumlu tutulursa sorumluluğu “çok ağır” olur.

Beklenmedik Olay: Beklenmedik olaylar bir kimsenin kolaylıkla öngöremeyeceği ihtimaller demektir. Bir kimsenin kusuru olmadan beklemediği olay yüzünden borcunu ifa edememesi mümkündür. Bu durumda kişi sorumlu olacak mıdır? Sorusu gündeme gelmektedir.

Kusursuz sorumluluk ilkesi uygulanıyorsa kişi sorumlu tutulacaktır, kusura dayanan sorumluluk ilkesi uygulanıyorsa kural olarak sorumlu olmayacak fakat bazı istisnai hallerde sorumlu olacaktır. Klasik devirde kusursuz sorumluluk ilkesinin hakim olduğunu görüyoruz. Buna Roma hukukunda custodia (nezaret) sorumluluğu denmektedir.

Nezaret (custodia) sorumluluğunda borçlu, beklenmedik hallerden yani kendi kusuru olmadan meydana gelen zararlardan da sorumluydu. Başka bir deyişle kişi sürekli nezaretle önlemesi mümkün olan her türlü zarardan sorumluydu. Mesela ariyet alan hiçbir kusuru olmadığı halde gümüş sofra takımının çalınmasından sorumludur. Dolayısıyla sofra takımını çalan hırsıza karşı hırsızlıktan doğan actio furti’yi (hırsızlık davasını) açabilir.

Mücbir Sebep: Bazı durumlarda hiçbir insan gücüyle önlenemeyecek kadar kuvvetli olaylarla karşılaşılır. Bunların borçlunun davranışıyla hiçbir ilgisi yoktur. Deprem veya sel gibi. Bu gibi hallerde mücbir sebep söz konusu olur. Bu hallerde zarardan doğan sorumluluğun borçluya yüklenmesine hiçbir surette imkan yoktur, bu gibi durumlarda borçlu sorumlu olmaz. Mesela ariyet alanın gümüş sofra takımı deprem yüzünden borçlunun evinin yıkılması sonucu telef olmuşsa borçlu hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Müterafık Kusur: Zararın oluşmasında hem borçlunun hem de alacaklının kusurlu olduğu haller bulunabilir. Böyle durumlarda kimin üzerine düşen yükümlülüğü ne kadar yerine getirmediğine bakılır ve bunun sonucunda da belirlenen kusurlara göre kusurlar birbirleriyle karşılaştırılır ve kusur mahsubu yapılır. Buna müterafık kusur (birlikte kusur) denir.

Roma Hukuku Bazı Ders Özetleri

Roma Hukukunun Diğer Ders Özetleri İçin Tıklayınız.

Youtube Kanalıma Abone olur musunuz? Kanalımda Hukuk Ders İçerikleri yanı sıra çeşitli konularda sohbetler paylaşıyorum arkadaşlarım arasına Abone olarak katılır mısın?

Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: