18- Roma Usul Hukuku Hk.

ROMA USUL HUKUKU

Roma hukukunda hakların himayesinin gelişmesiyle birlikte Özel Mahkemeler Nizamı ve Nizam Harici Usul şeklinde iki ayrı usul sistemi geliştirilmiştir. Özel mahkemeler nizamı magistra önündeki aşama ve hakim önündeki aşama olmak üzere iki aşamada gerçekleşirdi ve kendi içinde Legis Actio’lar usulü ve Formula usulü olmak üzere iki usule ayrılırdı.

A- ÖZEL MAHKEMELER NİZAMI

I- Legis Actio’lar Usulü: 5 tane legis actio vardı ve bunlar kanunla tespit edilmişlerdi. Bu sebeple kanuni davalar adını da almaktaydılar. Legis actio’ların ilk 3 tanesi hukuk usulüne son iki tanesiyse icra usulüne aittir. Bu usulde dava şu şekilde cereyan ederdi: Dava davacının davayı açmasıyla başlardı. Davacının davalıyı davaya çağırması şarttı. Eğer çağrılan kimse gelmezse davacı onu zor kullanarak magistra önüne götürebilirdi. Bu usulde tarafların kural olarak davada hazır bulunmaları gerekmekteydi. Davalıyı yada davacıyı 3.kişi temsil edemezdi. Legis actio usulünde gıyap kabul edilmemiştir. Dava sırasında taraflardan biri hazır bulunmazsa dava yapılmazdı.

Legis actio usulü kanuna dayanan bir usul olduğu için magistra ne kanunun öngörmediği bir davayı verebilirdi ne de kanunun verdiği bir davayı durdurabilirdi. Ayrıca şekilci olduğundan uygulanmasında zorluk yaşanıyordu.

II- Formula Usulü: Formula, hakime ihtilafın nasıl bir programa göre çözüme bağlanacağını gösteren yazılı vesikaydı. Formula usulü hukukun devamlı gelişmesine imkan vermiştir. Yeni bir hak yaratamayan magistra yeni usul imkanlarıyla hukukun gelişmesinde önemli bir işlev görmüşlerdir. Formula’da da dava legis actio’larda olduğu gibi yine iki aşamada görülürdü fakat şekilcilik eskisine oranla azaltılmıştı. Formula’da dava davacının davalıyı magistra önüne davet etmesiyle başlardı. Davalı bu davete uymazsa dava yürümezdi. Bunun nedeni davanın görülmesi için formula’yı onunda kabul etmesi gerekirdi. Formula usulünde de davanın gıyapta görülmesi söz konusu değildir.

Dava magistra ile hakim önündeki safha şeklinde iki aşamada cereyan ederdi.

a- Magistra Önündeki Safha: Magistra önünde tarafların her ikisinin de hazır bulunması gerekirdi, bununla birlikte bu usulde legis actio’lardan farklı olarak onları birer vekil temsil edebilirdi. Magistra önünde davacı davalıya dava konusunu açıklar ve mafistra’dan belli bir davanın kendisine verilmesini isterdi. Davalı ise davacının iddialarını dinledikten sonra şu şekillerde davranabilirdi: davalı ikrar edebilirdi, yani davacının ileri sürdüğü hakkın veya olayların doğruluğunu kabul edebilirdi. Bu durumda davacı derhal icraya geçebilirdi.

Davalı davacının iddiasını kabul etmekle beraber mahkum edilmemesini haklı gösteren bir defi ileri sürebilir. Bu durumda praetor formula’ya davalının talep ettiği exceptio’yu koyacaktır.

Davalı davacının dayandığı hakkı veya olayları inkar eder. Davalının bu davranışı ihtilafın bir hakim tarafından çözülmesine karşı koyamayacağı anlamını taşıdığından davacı iddialarını hakim önündeki safhada ispatlamak zorundadır.

Davalı pasif bir tutum içine girerse, yani davacının iddiasını ne inkar ne de ikrar eder ve bir exceptio ileri sürmezse davalı indefensus (kendini savunmayan) sayılır. Praetor bu durumdaki kişinin davacının hakimiyeti altına alınmasına izin verebildiği gibi davalının bütün malları üzerinde icraya geçilmesine de karar verebilir.

Magistra tarafları dinledikten sonra iddiayı incelemeye değer bulursa davacıya istediği actio’yu, davalıya da talep ettiği exceptio’yu vererek bir formula düzenlerdi. Formula hakime ihtilafın nasıl bir programa göre çözüme bağlanacağını gösteren yazılı vesikaydı.

Davanın Tespiti: Hakim bu program çerçevesinde haklı ve haksızı ayırt edecektir. Mahkemenin kararının tarafları bağlayabilmesi için taraflar formula’yı ve mahkemenin yetkisini önceden kabul etmiş olmalıdır. Bu da “davanın tespiti” (litis contestatio) ile olur. Davanın tespitine bazı önemli sonuçlar bağlanır: Litis contestatio taraflara praetor tarafından görevlendirilmiş olan mahkemenin kararlarına uymak mükellefiyetini yükler.

Formula usulünde aynı anlaşmazlık konusunda yeni bir dava açma imkanı litis contestatio ile ortadan kalkar.

Davanın tespiti davaya sebebiyet vermiş olan ihtilaflı hukuki münasebeti sona erdirir. Bu andan itibaren davalının borcu artık kendilerini ihtilafa götüren hukuki münasebetten doğan borç değil hakimin kararına uymak borcundan ibarettir. Bu sebeple davanın tespiti, borcu sona erdiren bir haldir.

FORMULA’NIN İSTİSNAİ KISIMLARI:

Exceptio (Defi): Davalının davacının iddiasını kabul etmekle birlikte mahkumiyeti önleyecek bir olayı ileri sürmesidir. Bu formula usulüyle birlikte davalıya tanınan yeni bir savunma imkanıdır. Defi davalıyı koruyan bir kısımdır ve praetor tarafından getirilmiştir. Defi ispat edilmişse davacının talep ettiği actio’nun şartları mevcut olsa bile davalı beraat ederdi. Davalı ileri sürdüğü exceptio’yu ispatlamak zorundadır.

Praetor’ların tanıdığı defilerin en önemlisi exceptio doli (hile defi) dir. Bu da exceptio doli generalis ve exceptio doli specialis olarak ikiye ayrılmaktadır. Exceptio doli specialis, dar anlamda hile defidir ve sözleşmenin yapılması sırasındaki hileye dayanmaktadır. Mesela davacının stipulatio gereğince davalıdan 100 sisters alacağı olduğu sabit olursa onu mahkum et, yeter ki stipulatio’yu hile ile yaptırmış olmasın.

Exceptio doli generalis ise, açılan davanın dürüstlüğe, hakkaniyete (bono fides) aykırı görülmesi halinde praetor tarafından tanınıyordu. Mesela, başka bir sebepten dolayı iade ile yükümlü olduğu bir malı almak için dava açan kimsenin bu davranışı bono fides’e aykırı sayılıyordu. Ius civile’ye göre uygun olan bir mahkumiyet kararı hakkaniyete aykırı olabilir. Bu durumda davacının iddiası doğru olsa bile davalıyı

beraat ettirmek hakkaniyet icabıdır. Exceptio doli generalis’e örnek olarak, takas veya zilyedin başkasına ait bir mal üzerinde masraf yapması halleri verilebilir.

b- Hakim Önündeki Safha: Bu safha iddia ve savunmanın ispatı ile ihtilafın karara bağlanması aşamasıdır. Hakim formula’ya bağlı kalarak önce tarafların ileri sürdüğü olayların doğru olup olmadığını inceleyecek, sonra da o hakkın korunmasını gerektiren bir sebebin doğup doğmadığına karar verecektir. Hakimin görevi esas itibariyle ileri sürülen vakaların doğru olup olmadıklarını tetkikten ibaretti. Taraflar hakimi ikna edebilmek için her türlü ispat vasıtasına başvurabilirlerdi. Kural olarak ispat külfeti davacıya aitti ancak davalı da iddialar ileri sürerse bunları ispatlamak zorundaydı. Hakim formula’nın çizdiği sınırlar içinde karar vermeliydi.

Karar (Sententia): Yaptığı incelemeler sonunda bir kanaat edinen hakim, bu kanaate göre kararını verirdi. Karar, ihtilafı hallettiği için hakikat ortaya çıkmış sayılırdı. Karardan sonra aynı ihtilaf tekrar dava konusu olamazdı. Buna karşın dava açılırsa bu dava kesin hüküm itirazıyla karşılaşırdı.

İSTİSNAİ USUL VASITALARI:

1- Interdictum: Magistra, imperium’una dayanarak bir işin yapılmasını emir veya yasak edebilirdi. Bu tür emirlere interdictum denir. Taraflardan birisinin müracaatı üzerine süratle sonuç almak istendiği zaman bu yola başvurulurdu. Mesela praetor’lar bir malın geri verilmesine yada ortaya çıkarılmasına, bir işin derhal yapılmasına yada durdurulmasına ait ihtilaf konusu hadiseyi henüz tamamen incelemeden karar verebilirdi. Fakat actio açılır ve hakim gerekli görürse interdictum2un hükmünü değiştirebilirdi.

2- Praetor Stipulatio’ları: Bazen praetor bir kimsenin talebi üzerine başka birisini onunla stipulatio yaparak borçlanmaya zorlayabilirdi. Eğer söz konusu kişi stipulatio’yu yapmak istemezse praetor onun mallarına el koyabilir veya mallarını rehin alarak onu zorlar yada para cezası verebilirdi. Mesela, davalının belirli bir günde magistra önüne gelmediği takdirde davacıya şu kadar para ödeyeceği hususunda bir stipulatio ile taahhütte bulunması gibi.

3- Zilyetliğin Temini: Bazen praetor bir kimseye ait malın zilyetliğini başka kimseye verebilirdi. Bunun amacı çok çeşitli olabilirdi. Mesela yapılmasını emrettiği bir stipulatio’yu yaptırmak veya maliki mahkemeye gelerek kendisini savunmaya zorlamak için praetor malların zilyetliğini diğer tarafa verebilirdi.

4- In Integrum Restitutio (Eski Hale İade): Başka bir himaye tarzı bulunmazsa praetor ilgili tarafın isteği üzerine olayı inceledikten sonra yapılmış olan bir muameleyi yapılmamış farz ederek durumu eski hale iade eder ve bu suretle muameleyi iptal etmiş olurdu. Dava dışı bir usul olan eski hale iade ile gerçekleşmiş hukuki netice kaldırılırdı. İkrah yada hile sonucu yapılan hukuki muamelelerde, ergen küçüğün yaptığı muamelelerden yaşının küçüklüğü sebebiyle zarar görmesi halinde, alacaklılardan mal kaçırma gibi işlemlerde hukuki muameleler bu usulle iptal edilmekteydi. Praetor’lar bu tedbiri muamelenin yarattığı zararın ağır ve başka bir şekilde telafisinin mümkün olmadığı hallerde kullanırlardı.

 

B- NİZAM HARİCİ USUL:

Bu usulde dava tek bir safhada ve devlet memuru önünde görülmektedir. Davayı yine davacı taraf bir dava dilekçesiyle açar fakat davalıyı hakim önüne davacı celbetmez, mahkeme dava kaydedildikten sonra davalı tarafı davet ederdi. Tarafların her ikisinin de hazır bulunmaması davayı durdurmazdı. Formula usulünde davalı hakim önüne gelmezse davayı kaybederdi. Bu usuldeyse davalı gelmezse davacı davayı yürütür müdafaa ise yapılmamış olurdu. Buna rağmen davacı bir şey ispat edememişse davalı yine de beraat edebilirdi.

Davacı ve davalı ileri sürdükleri iddiaları ispatlamak durumundaydılar. Delillerin takdirinde hakimler formula usulünde olduğu gibi serbest değillerdi, zira niteliklerine göre delillere verilecek değer imparatorlar tarafından kurala bağlanmıştı. Bu usulde yazılı ispat vasıtaları büyük önem kazanmıştı. Bunlardan devlet memurlarının görevleri sırasında düzenledikleri belge, resmi senet sayılır ve kesin delil teşkil ederdi.

Karar yazılı olarak düzenlenir, taraflara yüksek sesle okunur ve sonra kendilerine birer ilam verilirdi. Mahkumiyetin mutlaka paraya ilişkin olduğu esası terkedildiği için davalı, hakimin takdirine göre uygun olan cezaya mahkum edilirdi.

Nizam harici usulde hakimi taraflar seçmediği için verilen kararlara itiraz edebilirlerdi. İtiraz etmek isteyen taraf ilk kararı veren hakime kısa bir süre içinde bu talebini bir dilekçeyle bildirir. Hakim ise bu talebi verdiği kararla birlikte bir üst mahkemeye havale ederdi. İtiraz, kararın icrasını engellerdi. Üst hakim davayı yeniden ve tamamen inceler ve onun verdiği karar kesin olurdu.

Kararın icrasını da devlet yapardı. Devlet bunu gerektiğinde zor kullanarak yapabilirdi. Nizam harici usul, hem günümüz usul hukuklarının uzak kaynağını teşkil etmiştir hem de formula usulünün engelleri ile özel ve sınırlı imkanlarının aşılmasını sağlamıştır.

Roma Hukuku Bazı Ders Özetleri

Roma Hukukunun Diğer Ders Özetleri İçin Tıklayınız.

Youtube Kanalıma Abone olur musunuz? Kanalımda Hukuk Ders İçerikleri yanı sıra çeşitli konularda sohbetler paylaşıyorum arkadaşlarım arasına Abone olarak katılır mısın?

Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: