1. Ana Sayfa
  2. Hukuk Kültür
Trendlerdeki Yazı

Hukuk Savaşı Nedir? Sovyetler Birliğinden Rusya’ya

Hukuk Savaşı Nedir? Sovyetler Birliğinden Rusya’ya
+ -

Hukuk Savaşı  Sovyetler Birliği’nin son yıllarında Sovyetler Birliği’nin merkezi hükümeti ile Sovyet Rusya ve diğer Sovyet cumhuriyetlerinin hükümetleri arasındaki “Egemenlik geçit töreni” sırasında yaşanan çatışmalar dizisiydi. Çatışmalar, Sovyetler Birliği’nin dağılmasına katkıda bulundu. Sovyet Genel Sekreteri Mihail Gorbaçov ve Sovyetler Birliği Komünist Partisi, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri üzerindeki kontrollerini resmen serbest bırakmaya karar verdiklerinde, tek tek hükümetler kendi bölgelerinde kendi egemenliklerini ve hakimiyetlerini yeniden savunmaya başladılar. Bu, kendi yasalarını Sovyet merkezi hükümetinin yasalarından ayırmayı ve vergi ödemeyi reddetmeyi içeriyordu. Bu olaylar Sovyetler Birliği’nin ekonomik olarak daha da kötüleştirdi ve özellikle bu durum 1991’deki çöküşünde önemli bir rol oynadı.

Erken dönem çatışmalar

1989-1991’de Sovyet hükümeti ve Sovyet cumhuriyetleri arasında yasama alnında kilitlenme yaşandı. Birçok yasa, cumhuriyetlerin hükümetleri tarafından, onlara kendi toprakları üzerinde yargı yetkisi veren ve anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle uygulanmadı. Bu durum, anayasanın cumhuriyetleri mi yoksa Moskova’yı mı üstün kıldığı konusunda sürekli bir çatışmaya yol açtı.

Cumhuriyetler kendi bölgeleri üzerinde egemenlik iddiasında bulunmaya başladılar: ilki 1988’de Estonya’ydı. 1990’da Estonya’yı diğer 14 Sovyet devleti izledi. Rusça yerine ana diller yeniden kabul edildi. Bu, Rus vatandaşlarından oluşan bazı büyük şehirleri yabancılaştırdı ve bu da daha küçük cumhuriyetler yaratma girişimlerine yol açtı. Yeni hükümetler, Moskova’nın çıkardığı yeni yasaları reddederek ve kendi yasalarını oluşturarak yasalar savaşını sürdürdüler. Bazen cumhuriyetlerin çıkardığı yasalar çelişkili olsa da, bunlar büyük ölçüde Moskova’da kabul edilenlerle neredeyse aynıydı. Cumhuriyetler adeta “paralel güç” olarak adlandırılabilecek bir sistem oluşturdular.

Örneğin, Müslüman Tatarların çoğunlukta olduğu Tataristan, 1990’da kendi kaderini tayin hakkıyla bağımsız bir devlet ilan etti ve büyük petrol rezervlerine sahip olduğunu iddia etti. Rusya’nın 89 bölgesinin çoğunda olduğu gibi, kendisini Rus yasalarından ve Rus vergilerinden muaf tuttu.

Sovyetler Birliği’nin dağılması

Bölünmeler giderek daha belirgin hale geldikçe, Sovyet hükümeti statükoya geri dönmekten bahsetmeye başladı. Gorbaçov, Sovyetler Birliği’ni birliğini korumak için Birlik Antlaşması’nın cumhuriyetlere kendi işleri üzerinde daha fazla kontrol sağlamak, onları Birlik’te tutmak için yapıldığı belirterek ademi merkeziyetçiliği ve anayasa değişikliklerini askıya alarak pratiğe dönüştürdü. Ancak, karar geç alınmıştı ve cumhuriyetler önceki tutumunu korumaya devam etti.

Oluşan iktidar boşluğu, kendisine destek sağlamaya çalışan ve Gorbaçov’u kınayan Boris Yeltsin’in gelişiyle doldu. Kremlin ve Gorbaçov, Yeltsin’i ve onun sözlerini kınayarak yanıt verdi.

Hükümet karşıtı duygular, Gorbaçov’un devrilme girişimini içeren Ağustos Darbesi’nden daha da etkilendi. Bastırıldı, ancak istikrarsızlık Gorbaçov’un gücünü büyük ölçüde azalttı. Durumun kontrolü günden güne cumhuriyetlere doğru kaydı ve Litvanya, Letonya ve Estonya’ya bağımsızlık verildi. Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya arasında imzalanan Belavezha Anlaşması ile Sovyetler Birliği’nin resmen sona erdiği ilan edildi. İmzanın sonucu, halen varlığını sürdüren Bağımsız Devletler Topluluğu ve Gorbaçov’un istifası oldu. Yerine Rusya’nın yeni lideri Yeltsin geçti.

Yeni Rusya’daki sorunlar

Yeltsin’in yükselişi zamanında ve Rusya için yeni bir geleceği ifade ediyor gibi görünse de, Rusya’nın devamı için hayati önem taşıyan yasaların uygulanmasında önemli bir muhalefetle karşılaştı. SSCB döneminde hükümette olan üyeler büyük ölçüde iktidardan uzaklaştırıldı ancak birçok Sovyet milliyetçi bir duruşa geçip konumlarını koruyabildi.

Yeni hükümet kendini yeniden düzenledikten sonra, Yeltsin kendisini kendisine Rusya’yı uygun gördüğü şekilde değiştirme olanağı sunması gereken bir konumda buldu, ancak bu Rus Parlamentosu tarafından baltalandı. Yeltsin ile parlamento arasında, hükümetin alt kademelerine de sıçrayan bir başka hukuk savaşı başladı. Parlamentoyu pasifize etmenin bir yolunu bulması için baskı gören Yeltsin, hukuk savaşını kazanmak için Federal Antlaşma’nın imzalanmasıyla tebaa bölgelerine büyük tavizler verdi. Hatta Rusya’ya bağlı cumhuriyetlere daha fazla yetki veren Rus Anayasası’nın oluşturulmasıyla daha da ileri gitti.

Gürcistan-Abhazya Savaşı

Kafkasya’da, Avrupa ve Asya sınırındaki bir ülke olan Gürcistan, son yıllarda sık sık çatışma kaynağı olmuştur. Kendisi ile kısmen tanınan Abhazya ve Güney Osetya cumhuriyetleri arasında çatışmalar çıktı. Gürcistan ile Abhazya arasında süregelen savaş, bölgesel güç olan Rusya’nın mükerrer müdahaleleriyle sonuçlanmıştır.

Abhazya aslen Sovyet Gürcistan’ın bir parçasıydı. Gürcülerin Abhazya’ya nüfus aktarması Abhazya’da milliyetçi korkuları artırdı. Moskova’ya ayrılmaya izin verilmesi için verilen dilekçeler yanıtsız kaldı, ancak kısa bir sonra Abhazlara yönelik tercihli bir politika ortaya çıkmaya başladı. Özellikle yumuşama sırasında ortaya çıkan etnik gerilim, yaklaşmakta olan savaşın bir işaretiydi.

1980’lerin sonlarında, Sovyetler Birliği yakın çöküşünün işaretlerini vermeye başladı. 1988’de her iki ülkede de çok sayıda ulusal hareketin oluşması, genellikle birbirlerini tehdit etmelerine neden oldu. Gürcistan, Abhazlar pahasına Rusya’dan ayrılma hareketine başladı. Buna karşılık, Abhazlar resmi olarak Gürcistan’dan ayrıldıklarını duyurdular.

9 Nisan 1989’da Sovyet müdahalesi “Tiflis Katliamı” ile sonuçlandı. Müdahale sonrasında Abhazları Sovyet yanlısı, Gürcüleri ise antikomünist olarak gösterme çabası, Abhazları Gürcistan’dan daha da uzaklaştırdı. Bu dönem aynı zamanda Gürcistan ve Abhazya arasındaki bir hukuk savaşıydı.

Rusya’nın Modern Hukuk Savaşı

Kurucu cumhuriyetler, Sovyet çöküşünden sonra büyük miktarda özerklik ve egemenlik elde etmiş olsalar da, anayasaları onları şu ya da bu biçimde Rusya ile birleşmiş olarak görüyordu. Vladimir Putin’in 2000 yılında cumhurbaşkanlığına yükselmesi, “birleşik” bir Rusya’nın oluşmasını yani yeniden entegrasyonu zorlayan çeşitli düzenlemelerin geçmesine yol açtı.

Tataristan, bölgesel özerkliğe giden yolu açan cumhuriyetti. Bu duruş, Rusya cumhurbaşkanının bir cumhuriyetin herhangi bir liderini görevden alabileceği ve bölgenin Moskova’daki mahkeme kararlarına iki kez uymayı reddetmesi halinde cumhuriyetin yasama organını feshedebileceği “federal müdahale” olarak bilinen yasanın oluşturulmasıyla tehlikeye girdi.

Tataristan, Rus hükümetiyle daha yakın ilişkiler geliştirmek için anayasasını yeniden yazmak zorunda kaldı. Başkent Kazan, bu uzlaştırıcı hamleleri yaptı, ancak bazı biçimlerde bir şekilde bağımsız kaldı. Ancak halk arasında milliyetçi hareketler filizlendi ve Tataristan’ın yeniden bütünleşmesi çekişme ve çatışmalarla dolu bir hal aldı.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında