7-Roma Hukuku Tarihi / Klasik Hukuk Devri (MÖ. II. Ortaları – MS. III. Yüzyıl)

ROMA HUKUK TARİHİ

KLASİK HUKUK DEVRİ (MÖ. II. Ortaları – MS. III. Yüzyıl):

1-PRAETOR VE HUKUKU: Praetor, consul’den sonra gelen en önemli magistradır. Bu magistralık MÖ.367 yılında kurulmuştur. Buradaki amaç, yoğun devlet işleriyle meşgul olan ve sık sık orduyla birlikte Roma’dan uzakta kalan consul’lerin işlerini azaltmak ve onların yokluğunda aksayan hukuk düzeniyle ilgili meselelerle uğraşmaktı. Praetor’un gelişinden sonra consul’lerin elinde sadece ceza davalarıyla ilgili görev ve yetki kaldı, fertler arasındaki özel hukuk ihtilaflarına ise praetor bakmaya başladı. Halk meclisi tarafından seçilen praetor imperium yetkisine sahipti. İmperium, praetor’lara emretme, devlet adına kararlar alarak icra etme ve devlet gücünü kullanma yetkileri veriyordu. Bu yetkilere dayanarak praetor Roma hukukunun gelişmesinde önemli öğelerden biri olmuştur.

Praetor Beyannamesi: Praetor beyannamesi, göreve gelen praetor’un görev süresi içinde yargı işlerinin uyulmasında uyacağı programı ve prensipleri ilan etmesidir. Praetor beyannamesi, kanun metni içermediği gibi beyannamede yer alan prensip ve kurallarda kanun maddesi niteliğinde değildi. Bu beyannamede 1 yıllık görev süresi içinde praetor’un tanıyacağı dava hakları, defiler ve diğer himaye araçlarının ilkeleri ve kuralları yer almaktaydı. Özellikle Formula denilen dava kalıplarına yer veren praetor’lar bu şekilde hukukta gerekli olan açıklığı sağlıyordu. Praetor’lar MÖ. 67 yılında çıkarılan bir kanuna kadar görev süreleri içinde beyannamelerinden ayrılabiliyorlardı ancak bu kanunla birlikte praetor’ların görev süresi bitinceye kadar yayınladıkları beyannamelerle bağlı olacakları esası getirildi. Buna rağmen Praetor’lar beyannamelerinde yer vermedikleri hukuki himaye araçlarını fertlere tanıyabilmekteydiler.

Beyannamenin yürürlük süresi praetor’un görevi ile birlikte sona ermekteydi. Yeni gelen praetor önceki praetor’un beyannamesiyle bağlı değildi ancak çoğu kez yeni praetor eski beyannameyi aynen muhafaza eder yada bazı değişiklikler yapardı ve kullanmaya devam ederdi.

Praetor beyannamesinde dava haklarına, savunma imkanlarına yani defilere (exceptiones) ve diğer hukuki himaye araçlarına öncelik verilmiştir. Praetor’ların fertler arasındaki ilişkilerde sağladıkları himaye vasıtalarından bazıları şunlardır: Praetor davaları, defiler, eski hale iade, interdictum (zilyedin korunması)… Praetor davalarında, praetor bir dava vermek yada dava talebini reddetmek yetkisine sahipti.açılmak istenen davanın ius civile’de dayanağı olsa bile praetor böyle bir dava talebini reddedebilirdi. Bunun tersi de mümkündü.

Praetor o zamana kadar dava hakkı tanınmamış bir hukuki ilişkiyi artık korunmaya değer bulursa ius civile veya praetor hukukunda yer almayan davayı verebilirdi. Exceptio (defi) ise, davalının davacının iddiasını kabul etmekle birlikte mahkumiyeti önleyecek bir olayı ileri sürmesidir. Exceptio, davalıyı koruyan bir  araçtır ve praetor’lar tarafından getirilmiştir. Praetor’lar kanuni dava’larda olmayan exceptio sayesinde ius civile kurallarının sertliklerini ortadan kaldırmayı başarmışlardır. Exceptio ispat edilmişse davacının talep ettiği actio’nun şartları mevcut olsa bile davalı beraat ederdi.

MS. 130 yılında İmparator Hodrianus beyannameyi değişmez hale getirmiştir. Bunun sebebi imparatorların mutlak iktidarları yanında bu iktidarla bağdaşması mümkün olmayan başka bir kaynaktan hukukun yaratılmasının önlenmek istenmesidir.

2-SENATUS KARARLARI: İlk imparatorluk döneminde Augustus ve onu izleyen imparatorların senatus’un itibarını yükseltmek istemeleri sonucunda senatus’un özel hukuka ilişkin istişari nitelikteki kararları kanun niteliğini kazanmıştır. Bunlar teknik anlamda kanun değillerdi ama hakimler bunlara uymak zorundaydılar. Ancak zamanla senatus’un gücü azaldı. MS. II. Yüzyılın ortalarından itibaren senatus kanun yapmada imparatorun isteğine göre hareket eden bir meclis haline dönüştü. Senatus kararlarının muhatabı Roma halkı değildi. Senatus iradesi magistraları muhatap alır ve onlara tavsiyede bulunurdu. Bu tavsiyeyi önemli devlet görevlerinde bulunan tecrübeli kişiler yaptığından magistra buna uygun davranırdı.

3HUKUK İLMİ: MÖ. II. Yüzyıldan itibaren laik bir anlayışla hukuki meselelere eğilen klasik hukukçular faaliyet göstermekteydi. Klasik hukukçular da Yunan kültür ve düşünce tarzının etkisiyle metne ve şekle bağlı kalarak yorum yapmak yerine takip edilen amaca göre yorum ile kanun veya tarafların gerçek iradesine değer verme eğilimi görülmektedir. Klasik hukukçuların Roma hukuku içinde özel bir yeri vardır. Bu hukukçular münferit hukuki meselelerden hareket ederek hukuki çözüme varmak suretiyle hukuk prensiplerini ortaya koymuşlardır.

  • Hukuk Mektepleri: Principatus dönemiyle birlikte hukukçuların Sabinianus Mektebi ve Proculianus Mektebi olarak iki ayrı ekole ayrıldığı görülmektedir. İki mektep arasındaki görüş ayrılıklarını belli bir zemine oturtmak mümkün değildir. Çalışma metodları ve verdikleri eser tipleri arasında esas itibariyle fark yoktur. İlkelerdeki fikir ayrılığından ziyade münferit meselelerdeki görüş farklılıkları bilinmektedir. Mesela, hukuki tağyir halinde Sabinianus Mektebi üretilen yeni malın mülkiyetini işlenen malın malikine tanıdığı halde, Proculianus Mektebi yeni malı üreteni malik kabul ediyordu (Hukuki Tağyir: Bir kimsenin başkasına ait bir malı işleyerek yeni bir mal meydana getirmesidir).

 

  • İmparator Adına Cevap Verme İmtiyazı: Augustus, principatus döneminde özellikle kendisine bağlı olan bazı hukukçulara imparator adına cevap vermek hakkını tanımak suretiyle hem hukukçuların yeni rejimi desteklemelerini sağladı hem de hukukçuların itibarını yükseltti. MS. II.yüzyılda İmparator Hodrianus’un bir emirnamesiyle hakimlerin ancak bu imtiyaza sahip hukukçuların fikir birliği içinde olmaması durumunda fikirlerden istediğine uyabileceği belirtilmiştir. Fikir birliği mevcutsa hukukçuların cevapları kanun gücüne sahip oluyordu, yani hakim bununla bağlıydı.                                                                                                           

4-İMPARATOR EMİRNAMELERİ: Principatus dönemiyle birlikte princeps’ler imparator emirnameleri ile hemen hemen sınırsız olan hakimiyetlerine ve hayatları boyunca süren iktidarlarına dayanarak yeni kurallar koyuyorlardı. İmparator emirnameleri 4’e ayrılmaktaydı:

a- Edicta (Beyannameler): İmparatorların yetkileri hayatları boyunca devam ettiğinden beyannameleri de iktidarları süresince yürürlükte kalıyordu. Hatta yeni imparator tarafından açıkça yürürlükten kaldırılmadıkça beyannameyi çıkaran imparatorun ölümünden sonra da yürürlükte kalabiliyordu. İmparator beyannameleri, toplumun bütününe yönelen düzenlemeler olduğu için hukukun her alanına ilişkin kuralar içerebilmekteydi.   

b- Rescripta (Yazılı Cevaplar): İmparatorun kendisine yazılı olarak başvuran bir kimsenin mektubunda sorduğu meseleye verdiği yazılı cevaptır. Bu cevaplar imparatora arz edilen olayların doğru olması ve kanıtlanması halinde  bağlayıcı oluyordu. Bunların kontrolü ihtilafı karara bağlayacak hakime aitti.                      

c-Decreta (Kararlar): İmparator tarafından ihtilaflarda verilen kararlardır. İmparator hem hukuk hem de ceza işlerinde bizzat hakimlik yapabilirdi. İşte imparatorların ilk derece mahkemesi hakimi olarak verdiği kararlara veya kendisinin görevlendirdiği hakimlerin kararlarına itiraz edilmesi durumunda üst derece hakimi olarak verdikleri kararlar imparator iradesinin ürünü olarak kabul ediliyordu.                                                                   

d-Mandata (Talimatlar): İmparatorların memurlarına ve özellikle eyalet valilerine gönderdikleri talimatlardır. Önceleri sadece gönderildikleri memuru bağlayan bu talimatlar zamanla aynı konumdaki bütün memurlar için bağlayıcı olmuştur.

Roma Hukuku Bazı Ders Özetleri

Roma Hukukunun Diğer Ders Özetleri İçin Tıklayınız.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: