10- Roma Hukuku / Aile

ROMA HUKUKU

AİLE:

Roma’da aile tek kişinin hakimiyetine dayanan bir yargıya sahipti. Dar anlamda Roma ailesi, aile reisi ve ona bağımlı olan kimselerden meydana geliyordu. Eski devirlerden beri manus’lu ve manus’suz evlilik ayrımı yapılmaktadır. Manus, kocanın karısı üzerindeki hakimiyetini belirtirdi. Evlenmeyle manus altına girmeyi karıştırmamak gerekir. Eğer evlenen kadın kocasının hakimiyetine girmeyi kabul etmişse şekilci ve merasimli muameleler yapılırdı. Bunun dışında kesintisiz 1 yıl süreyle kocasının evinde oturan kadının üzerinde manus zaman aşımı yoluyla hukuken kendiliğinden kurulurdu bu sonuç önlenmek isteniyorsa kadının 1 yıl içinde 3 geceyi başka bir yerde geçirmesi gerekmekteydi. Kocasının ya da kocasının pater familias’ının manus’u altına giren kadının kendi ailesiyle akrabalık ilişkisi sona erer ve kocasının ailesiyle akrabalık ilişkisi kurulurdu. Evlenen kadın sui iuris ise ve manus için gerekli muameleler yapılmamışsa sui iuris olarak kalırdı, gerekli muameleler yapılmışsa alieni iuris durumuna düşerdi.

Patria Potestas (Baba Hakimiyeti): Pater familias’ın aileye giren mallar ve insanlar üzerindeki adeta sınırsız denebilecek iktidarına patria potestas adı verilmektedir. Pater familias olmak yaşa, evliliğe ya da çocuk sahibi olmaya bağlı bir özellik değildi. Pater familias olmak için patria potestas altında olmamak ve erkek olmak yeterliydi. Pater familias hukuki bir kavramdır. Sui iuris olan her erkek yaşı ne olursa olsun pater familias’tır. Alieni iuris olanlar ise pater familias’ın ölümüyle sui iruis ve pater familias olurdu. Pater familias bir Roma vatandaşının kullanabileceği bütün hakları kullanabiliyordu.

Pater familias, bir sui iuris olarak aile içinde haklardan istifade ehliyetine sahip olan yegane kimseydi. Diğerleriyse ona tabi olarak alieni iuris idiler ve hak ehliyetleri yoktu. Bu nedenle mal varlığına sahip olma hakkı sadece pater familias’a aitti. Aile reisi bu malvarlığını dilediği gibi kullanabilirdi. Ailenin alieni iuris olan fertlerinin hak ehliyetleri bulunmadığından iktisap ettikleri haklar ve mallar derhal pater familias’ın malvarlığına giriyordu.

Ancak özellikle ekonomide tarımın yanında ticaretin önem kazanmasından sonra pater familias’ın yetenekli kölelere ve aile evlatlarına işletmek üzere peculium tahsis ettikleri görülmektedir. Hukuken yine pater familias’ın mülkiyetinde olan bu sermaye üzerinde aile avladı fiilen tasarruf edebiliyor ve belli ölçüde maddi bağımsızlık elde edebiliyordu. 3. kişiler peculium sahibi aile evlatları ve köleler ile giriştikleri işlemlerden dolayı pater familias’ı dava edebildiklerinden aile evlatları ve  köleler Roma hukuk hayatında aktif olarak faaliyet gösterebiliyorlardı. Aile evlatları ve kölelerin borçlarından doğan davalara munzam davalar denmekteydi.

Patria Potestas Altına Girme: Baba hakiminiyeti (patria potestas) doğum, evlat edinme ve nesebin düzeltilmesiyle kurulabiliyordu.

  • Doğum: Ius civile’ye göre geçerli bir evlilik içinde dünyaya gelen çocuklar babalarının patria potestas’ına tabi oluyor ve ailenin agnatio’su (akrabalık ilişkisi) içinde yer alıyorlardı.
  • Evlat Edinme (Adaptio): Adaptio, bir kimsenin hukuki muamele yoluyla başka bir aileye dahil olmasıdır. Erkek altsoyu olmayan pater familias evlat edinme yoluyla ailenin ve adının sürmesini sağlardı. Adaptio’nun içine geniş anlamda arrogatio ve dar anlamda adaptio girer. Arrogatio, bir sui iuris’in başka bir pater familias tarafından evlat edinilmesini ifade eder. Dar anlamıyla adaptio ise, bir alieni iuris’in kendi ailesinden çıkarak evladı haline geldiği pater familias’ın ailesinde yine alieni iuris olarak yer almasıdır.
  • Nesebin Düzeltilmesi: Klasik sonrası devirde ortaya çıkan bu imkana göre concubinatus içinde doğmuş ve evlilik dışı sayılan çocuklar anne ve babasının sonradan evlenmesiyle evlilik içi çocuk haline geliyordu.

Patria Potestas’ın Sona Ermesi:

  • Aile reisinin ölümü, savaşta esir düşmesi veya sürgün cezasına çarptırılmasıyla kendi çocukları sui iuris durumuna gelirdi.
  • Emencipatio (Hakimiyetten Çıkarma): Emancipatio, patria potastas’ın pater familias’ın iradesini aksettiren birden fazla muamele ile sona erdirilmesidir. Burada oğlunu 3 kez satan babanın çocuk üzerindeki hakimiyetinin sona erdiği kuralından yararlanılmıştır. Hakimiyetten çıkarılan kimsenin aile ile olan agnatio bağı ortadan kalkardı. Bu kimse sui iuris haline gelir ve hak ehliyetini elde ederdi. Genelde onu hakimiyetten çıkaran pater familias çocuğa hayatını sürdürmesi için mallar verirdi veya varsa peculium’unu kendisine bırakırdı.

Vesayet (Tutela): Roma hukukunda vesayet sui iuris olan impubes’ler yani baba hakimiyeti altında bulunmayan ve henüz ergenlik yaşına ulaşmamış Roma vatandaşları ve sui iuris olan kadınlar üzerinde mevcut oluyordu.

1- Küçükler Üzerinde Vesayet (Tutela İmpuberum): Impubes’ler üzerindeki patria potestas ortadan kalktığı zaman vesayete ihtiyaç duyulurdu, çünkü ergen hale gelmemiş küçüğün şahsının ve malvarlığının korunması ve yönetilmesi gerekirdi. Vasi 3 şekilde belirlenirdi: Pater familias ölmeden önce vasiyetnamesinde vasi olmasını istediği kişiyi belirtirdi. Böyle bir belirtme yoksa kanuni vesayet devreye girer ve küçüğün en yakın kanuni mirasçısı vasi olurdu. Bu iki duruma göre vasi olacak kişi bulunamıyorsa praetor bizzat vasiyi tayin ederdi. Vasi, impubes’in malvarlığı üzerinde malik gibi tasarrufta bulunabiliyordu. Vasi küçüğün malvarlığının idaresinde sadece küçüğün menfaatlerini gözetecek şekilde davranmak zorundaydı.

2- Kadınlar Üzerinde Vesayet (Tutela Mulierum): Sui iuris olan yani pater familias’ları bulunmayan veya manus’lu bir evlilik yapmamış kadınlar yaşlarına bakılmaksızın vesayet altında bulunurlardı. Bu vesayetin amacı kadının malvarlığının aile yararına korunmasıdır. Vesayet kadının fiil ehliyetinin kısıtlayan bir durumdur.

Kayyımlık (Cura): Kayyım, bir malın idaresi veya belirli bir iş için tayin olunan kimsedir. Kayyımlık bir kişinin kısıtlanarak vesayet altına sokulması için yeterli sebep olmadığı fakat kendisinin korunması için fiil ehliyetinin daraltılması gerektiği zaman söz konusu olur.

  • Akıl Hastaları Üzerinde Kayyımlık: Akıl hastalığı devamlı olduğu takdirde kişinin fiil ehliyeti tamamen kaldırılırdı. Ancak sui iuris iseler kayyıma gerek duyulurdu. Kayyım akıl hastasının hem şahsı hem de malvarlığıyla ilgilenmek zorundaydı.
  • Müsrifler Üzerinde Kayyımlık: Müsriflerin fiil ehliyeti sınırlı değildi. Ancak müsrifin aile malvarlığını sorumsuzca harcamasına engel olmak üzere talep halinde praetor hacir kararı verirse müsrifin en yakın kanuni mirasçısı kayyım tayin edilirdi. Müsrifin şahsı üzerinde hakkı olmayan kayyım, sadece onun malvarlığını idare ederdi. Müsrif kendisini borç altına sokmayan, hak devrini gerektirmeyen ve kendisine hak kazandıran muameleleri tek başına yapabilirdi.
  • Ergen Küçükler Üzerinde Kayyımlık: MÖ. II. yüzyıla kadar ergen çocuklar fiil ehliyetini tam olarak kazanıyorlardı. Ancak ergen hale gelmenin çocukların kandırılmalarını önlemediği, bunların kendileri için zararlı olacak hukuki ilişkilere girdikleri görüldü. MÖ. II. yüzyılda çıkarılan bir kanuna dayanarak 14-25 yaş arasındaki bu küçüklerin korunması için praetor’ların bazı himaye vasıtaları tanımalarından sonra minor denilen ergen küçüklerin 3. kişilerle hukuki ilişkilerini tereddüde mahal vermeyecek tarzda yapabilmeleri için kendilerine kayyım atanmaya başlandı. Kayyım tayininde küçüğün iradesine aykırı kayyım atanamıyordu.

Roma Hukuku Bazı Ders Özetleri

Roma Hukukunun Diğer Ders Özetleri İçin Tıklayınız.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: