KAMU HİZMETLERİNİN GÖRÜLMESİ
Kamu hizmetleri sadece idare tarafından değil, özel kişiler tarafından da yerine getirilebilir. Bu da idarenin yakın denetim ve gözetimi altında gerçekleşir. Kamu hizmetlerinin idare tarafından görülme usulü emanettir.

A. İDARE TARAFINDAN KAMU HİZMETLERİNİN GÖRÜLMESİ
Emanet usulü: Kamu hizmetinin bizzat devlet veya öteki kamu tüzelkişileri tarafında doğrudan doğruya ve kendi örgüt ve hizmetlerine tahsis ettikleri ayni ve şahsi vasıtalarla görülme usulüdür. (kamu hizmetinin bizzat idare tarafından, kendi malı, kendi tesisi, parası, kamu görevlileri kullanılarak yerine getirilmesidir.) Burada kamu hizmetinin idare tarafından yerine getirilmesi onun bütünüyle kamusal yönetim usullerine tabi olarak kurulduğu anlamına gelmez. Bunlar da özel yönetim usullerine tabi olabilir. Bu kamu hizmetiyle ilgili bütün ilişkiler kamu hukuku kurallarına tabi değildir. Özel hukuk kurallarına da tabi olabilir.
B. ÖZEL KİŞİLER TARAFINDAN KAMU HİZMETLERİNİN GÖRÜLMESİ
1. Sözleşmeli Usuller
Özel kişi ile idare arasında akdedilen bir sözleşme uyarınca kamu hizmetinin özel kişi tarafından görülmesine ilişkin usulleri içerir.
Klasik usuller: Müşterek emanet / İltizam / İmtiyaz
a. Müşterek Emanet
İdare tarafından kurulmuş olan bir kamu hizmetinin özel kişi tarafından yerine getirilmesini içerir. Hizmeti gören özel kişi, hizmetten yararlananlardan bir bedel alır ve kazanç elde ederse bunu idareyle paylaşır. Temel özelliği; hizmetin idare tarafından korunması, kazançların idareyle paylaşılması ve hasar ve zararın da idareye ait olmasıdır. (Türkiye’de artık uygulanmamaktadır.)
b. İltizam
Sözleşmeli bir yöntem olarak iltizam; idare tarafından kurulmuş olan bir hizmetin, özel kişi tarafından, idareyle yapılmış bir sözleşme uyarınca görülmesidir. Mültezim, hizmeti kendi nam ve hesabına işletir. Kâr ve zararı da mültezime aittir. Hizmetten yararlananlardan bir bedel alır.
Uygulanmamaktadır.
c. İmtiyaz
Özel kişinin idareyle yaptığı sözleşme uyarınca, bir kamu hizmetini; masrafları, kâr ve zararı kendisine olmak üzere kurması ve/veya işletmesidir. Bu usulde idareye imtiyaz veren; hizmeti gören kişiye ise imtiyazcı ya da imtiyaz sahibi denmektedir. Bu tanım çerçevesinde idareyle yapılan sözleşme uyarınca özel kişinin bir kamu hizmetini kurması ve işletmesi ya da daha önce kurulmuş bir kamu hizmetini işletmesi söz konusudur.
Tek başına bir hizmetin kurulması bir imtiyaz değildir. İşletme ya da hizmetin yerine getirilmesi mümkün değilse bir imtiyazdan bahsedilemez.
İltizamla, imtiyaz geçişkendir. Bazen salt bir biçimde ortaya çıkmaz. Örneğin, bir elektrik şebekesi kurulmuş, özel kişiye devredilmiş ve özel kişi de hizmetini yerine getirmekteyse bu iltizamdır. Ama bir süre sonra mevcut şebeke yetersiz hale gelince, idare özel kişiden şebekeyi genişletmesini isterse, iltizam imtiyaza dönüşür.
Danıştay ve AYM’ne göre kamu hizmetlerinin özel kişiye gördürülmesinin tek usulü imtiyazdır.
(Bkz. 1982 AY.m.155/II)
i) İmtiyaz sözleşmesinin unsurları
‒ Yetki: Devlet adına imtiyaz verme yetkisi Bakanlar Kurulu’na aittir. (Menafii Umumiyeye Ait İmtiyazat Hakkında Kanun
-10 Haziran 1326(1910)) Daha sonra çıkan ve yürürlükte olmayan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nda ise belediyelerin de imtiyaz verebilecekleri belirtilmiştir.
‒ Şekil: İmtiyaz sözleşmeleri temel olarak iki bölümden oluşur.
→ Şartname; sözleşme konusu yapılan hizmetin teknik özelliklerini ve nasıl yerine getirileceğini içeren normlardan oluşur. Bu şartname idare tarafından tek yanlı olarak hazırlanır. Kural işlem niteliği taşır.
→ Sözleşme konusunda ise; genellikle, bu hizmet dolayısıyla, işin yerine getirilmesi dolayısıyla, tarafların karşılıklı hak ve yükümlülüklerine ilişkin akdi hükümler bulunur.
Sadece merkezi idarenin değil, aynı zamanda yerel yönetimlerin de kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinin imzalanmadan önce, sözleşme ve şartnamelerin Danıştay’a gönderilmesi gerekir. Danıştay’ın konu hakkında görüşü alınır, bundan sonra sözleşme özel kişilerce imzalanır ve yürürlüğe girer. (1982 AY.m.155 ve Danıştay Kanunu madde 23)
Şartname ve sözleşme bir bütün oluşturur. Bu nedenle kamu hizmetinin imtiyazı söz konusu olduğunda bunun salt sözleşme niteliğinde değil, karma işlem niteliğinde olduğu kabul edilir.
‒ İmtiyaz alabilecekler: İdarenin, imzalayacağı imtiyaz sözleşmesinin karşı tarafını belirlemesine dair Fransa’da şöyle bir ilke benimsenmiştir: İdare, imtiyazcıyı belirlemede tamamen serbesttir.
Bunun nedeni; hizmeti imtiyaza verse bile, hizmetin asıl sahibi idaredir; bu kural değişmez. Dolayısıyla hizmetle ilgili bütün sorumluluk da idareye aittir.
Son döneme kadar imtiyaz uygulamalarına bakıldığında bu karar, siyasi iradeyle verilen bir şey olmuştur. Ancak günümüzde hukuken bu haliyle uygulanabilir bir ilke değildir; çünkü rekabet kuralları çerçevesinde hareket edilmesi gerekir. Bu yüzden idare, dilediği şahsa imtiyaz veremez.
İmtiyaz alabilecekler, Menafii Umumiyeye Ait İmtiyazat Hakkında Kanun çerçevesinde Türk Anonim Şirketleri; TTK’ye göre tüzel kişilerdir. Yani gerçek kişiye imtiyaz verilemez.
ii) İmtiyaz sözleşmesinde idarenin yetkileri
İdari sözleşmelerin temeli kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleridir. İdari sözleşmeler, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinin özelliklerinin genişletilmesi/genelleştirilmesi ile ortaya çıkmıştır. İmtiyaz sözleşmesi rejimi özel ve farklı bir rejimdir. Birtakım tesislerin kurulması ve işletilmesi ihtiyacı doğduğunda bu tür sözleşmeler yapılmaya başlanmıştır. Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleriyle ilgili olarak idare, birtakım üstün yetki ve ayrıcalıklara sahiptir.
‒ Denetim ve yaptırım uygulama yetkisi: İdare; imtiyazcıya vermiş olduğu hizmetin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda yerine getirilip getirilmediğini denetleme ve gerekiyorsa imtiyazcıya müeyyide uygulama hakkına sahiptir.
İdare hizmetin, asıl sahibi ve sorumlusu olduğu için, bu tür denetim ve gözetim yetkilerinin imtiyaz sözleşmesinde belirtilmiş olmasa bile idare tarafından kullanılabileceği belirtilmektedir. Hizmetin yerine getirilmesinde asıl sorumluluk idarede olduğundan denetlemekle yükümlüdür.
İmtiyaz sahibinin ağır kusuru olduğu takdirde idare sözleşmeyi ağır kusur nedeniyle herhangi bir tazminat ödemeksizin feshedebilir.
‒ Tek yanlı değişiklik yapma yetkisi: Kamu hizmetinin değişen şartlara uydurulması zorunluluğu ortaya çıkmışsa, imtiyaz sahibi yalnızca sözleşmede öngörülen biçimde hizmeti yerine getirme hakkının olduğunu ileri süremez. Bu, taraflarca anlaşma yoluyla yapılabileceği gibi, imtiyazcının kabul etmemesi durumunda idarenin tek yanlı değişiklik yapma yetkisinin kullanılması yoluyla da gerçekleştirilebilir.
Bu yetki hizmetin örgütleniş ve işleyişine ilişkin kurallar üzerinde de kullanılabilir. İdarenin sözleşmenin mali yükümlülüklerine ilişkin olarak tek yanlı değişiklik yapma yetkisini kullanması mümkün değildir. Karşı tarafın, idarenin bu yetkisine uyma yükümlülüğü vardır; ancak bu yetki imtiyazcıyı tamamen korumasız bırakan bir yetki durumunda alan imtiyazcı, kendisine bazı yeni mali yükümlülükler getiriliyorsa idareden bir talep hakkına sahiptir. İmtiyazcı bozulan mali dengenin yeniden tesisini sağlamak üzere idareden bir karşılık isteyebilir.
Tek yanlı değişiklik yapma yetkisi, idari sözleşmelere ve kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerine “idari” niteliğini veren en önemli yetkidir.
‒ Tek yanlı fesih yetkisi: İmtiyazcının ağır kusuru nedeniyle sözleşmenin feshinden farklı olarak idarenin, imtiyazcının herhangi bir kusuru olmasa bile dilediği zaman hizmet yararına olarak sözleşmeyi feshedebileceği anlamına gelen mutlak bir yetkidir.
İdarenin bir müeyyide olarak kullandığı fesih durumunda karşı tarafa (imtiyazcıya) ödenecek bir tazminat yokken, idare ortaya çıkan şartlar çerçevesinde imtiyazcının kusuru olmaksızın tek yanlı fesih hakkını kullanmışsa, karşı tarafın müspet ve menfi zararını karşılamak zorundadır.
Tek yanlı fesih yetkisi = İmtiyazın satın alınması (=Rachat). Rachat, imtiyaz sözleşmesinin süresi içinde imtiyazın tüm tesisatı ile birlikte bedeli karşılığında İdarece satın alınarak imtiyaz sözleşmesine son verilmesidir. Satın almayla birlikte, imtiyazcının yapmış olduğu masrafların yanında beklediği kazanç ve kârların da tazmin edilmesi zorunludur.
iii) İmtiyaz sahibinin hakları, ayrıcalıkları ve yükümlülükleri ‒ Hakları:
→ İmtiyaz hakkı elde ettiği kamu hizmetlerinden, idare tarafından belirlenen bir bedel alma hakkı
→ Sözleşmenin mali dengesinin kurulmasını talep etme hakkı
→ Beklenmedik durum dahilinde imprevision (öngörülemezlik) ilkesi gereğince sözleşmenin değişen şartlara uydurulmasını talep etme hakkı: Sözleşmenin uygulanması sırasında tarafların iradelerinin dışında ortaya çıkan olaylar nedeniyle imtiyaz sahibinin mahvına neden olabilecek ölçüde yükümlülükleri artarsa, imtiyaz sahibi bu kuram uyarınca sözleşmenin yeni koşullara uydurulmasını ve zararlarının paylaşılmasını idareden isteme hakkına sahiptir.
‒ Kamusal ayrıcalıklar: İmtiyaz sahibine bir takım taşınır-taşınmaz kamu mallarından yararlanma imkanı tanınmıştır. Ayrıca imtiyaz sahibi, idare tarafından bazı taşınır-taşınmaz mallar temin edilebilir. Bunun yanında 3. kişi lehine kamulaştırma denilen, imtiyazcının ihtiyaç duyduğu ama satın alma yoluyla elde edemediği ve hizmet için kullanacağı birtakım taşınmazları idare kamulaştırarakimtiyaz sahibine verebilir. Kamulaştırma bedelinin de imtiyazcı tarafından ödenmesi gerekir. Bunun dışında birtakım belge, resim, harçlardan muafiyet de söz konusu olabilir.
‒ Yükümlülükler: İmtiyaz sahibi, hizmeti, kamu hizmetine egemen olan ilkelere ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yürütmek zorundadır. İmtiyaz sahibi, hizmet bedelini dilediği gibi belirleme yetkisine sahip değildir.Tarifeler idarece hazırlanır ve idare denetiminde yürürlüğe girer. Bu bedellerin nasıl hazırlanacağına ilişkin formüller de imtiyaz sözleşmelerinde yer alır. İmtiyaz sahibinin imtiyazı devretmesi mümkün değildir. İmtiyaz sahibi hizmetin yürütülmesiyle elde ettiği kazancın bir bölümünü yıllık aidat uygulamasına benzer bir biçimde idareye verme yükümlülüğü altında olabilir. iv) Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin sona ermesi
‒ Sürenin dolması: Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesi sürenin dolmasıyla sona erer. Bu süre dolduğunda bütün tesislerin bedelsiz olarak idareye geçmesi söz konusu olmaktadır. Yeni bir sözleşme ile imtiyaz süresinin uzatılması mümkündür. Uzatılmadığı takdirde idare bütün tesislere hiçbir borç ve yükümlülük altına girmeden sahip olur.
‒ İdare tarafından fesih: İmtiyazcının ağır kusuru nedeniyle idari yaptırım olan fesih veya idarenin hizmet yararına fesih hakkını kullanması şeklinde olabilir. (İmtiyazın düşürülmesi ya da satın alınması / rachat)
‒ Mahkeme kararıyla fesih: İdare, imtiyazcının ağır kusuru nedeniyle sözleşmenin feshini mahkemeden isteyebilir. Bu, yalnızca idarenin başvurabileceği bir yol değildir, imtiyaz sahibi de mahkemeye başvurarak idarenin kusuru nedeniyle sözleşmenin feshini talep edebilir. Üçüncü kişilerin açtığı iptal davaları da imtiyaz sözleşmesinin yargı yeri tarafından iptal edilmesini mümkün kılabilir.
v) Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar ve çözüm yolları
‒ Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklar: Bu tür uyuşmazlıklar idari yargı yerlerinde görülür ve çözüme bağlanır. Açılan davada talebin niteliğine göre o davanın niteliği belirlenebilir. Örneğin, Sözleşme davası, iptal davası, tam yargı davası…
‒ Tahkim yolu: 1999 yılında birinci fıkraya eklenen cümleyle AY.m.125’e göre taraflar arasındaki uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözülmesi de mümkündür.
Taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin ve idari yargıda görülecek olan davalar tahkim yoluyla çözülebilmektedir. Bu, tarafların bu yöndeki karşılıklı iradelerine bağlıdır.
Klasik yaklaşım itibariyle kamu hukukunda tahkim yolunun olmayacağı kabul edilmiştir. Özellikle 1999 Anayasa değişiklikleri ile ilgili süreçte bu, ısrarla belirtilmiştir. Ancak, şimdi Anayasa’ya girmiştir ve dolayısıyla tahkim mümkündür.
Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri ile ilgili uyuşmazlıklarda Danıştay görevlidir; ancak ulusal ya da uluslararası bir konuda tahkim yolu öngörülmüşse uyuşmazlıklar idari yargının görev alanı dışına çıkar.
Hakem kararlarının tanınması konusunda idari yargı yerinin görevi adli yargıya verilmiştir. Yabancı hakem kararlarının Türkiye’de uygulanabilmesi için bunların tanınması ve Türkiye’de infaz edilmesi gerekir. Bu hakem kararları Yargıtay’da temyiz edilebilir.
İmtiyaz sözleşmeleri idare hukuku alanında uygulanacağı için hakem kararları üzerinde yapılacak bir denetimde de bu kurala göre, idari yargı yerlerinin görevli olması beklenir. Ama 4501 sayılı tahkim kanunu ile bu imkan tanınmamıştır; hakem kararlarının tanınması ve temyizinde Asliye Hukuk Mahkemesi ve Yargıtay’a görev verilmiştir. Taraflar tahkimde uygulanacak hukuku belirleme yetkisine sahiptir (özellikle uluslararası tahkimde).
‒ Üçüncü kişilerin açabileceği davalar: Kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinin uygulanması sonucu üçüncü kişiler de dava açabilir.
İlk olarak, üçüncü kişiler bu sözleşmenin iptali talebiyle idari yargı’da dava açabilirler. Danıştay, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmelerinin iptal edilmesi talebiyle açılan davalara bakmaktadır. 3. kişilerin açtığı bir davada da 2 yanlı bir işlem olan sözleşmeyi iptal edebilmektedir. Tahkim şartının öngörülmesi bu ihtimali ortadan kaldırmaz. Ayrıca 3. kişiler hizmetin işleyişinden kaynaklanan aksaklıklardan dolayı zarara uğramışlarsa bu zararın tazmini için idareye karşı tam yargı davası açma hakkına sahiptirler. vi) Kamu hizmeti imtiyazlarına ilişkin özel düzenlemeler
Yap-İşlet-Devret: Özel kişi hizmeti kurar, bir süre işletir, bu süre bitiminde tesisleri idareye devreder. Bu, birtakım kamu hizmetleri açısından öngörülen sistemdir. Bu sistem aslında bir finansman modelidir. Yalnızca kamu hizmetleri açısından değil; özel kişiler arasındaki ilişkilerde de bu sistem söz konusu olabilir. Bu model, ilk defa 1984 yılında 3096 sayılı kanunla kabul edilmiştir.
Elektrik üretimi, iletimi ve dağıtımı: 3096 sayılı kanun, Türkiye Elektrik Kurumu dışında özel şirketlerin elektrik sunabilmesine imkân tanıyan bir kanundur. Üretim, iletim, dağıtım ve elektrik enerjisi ticareti hizmetleri açısından TEK dışındaki özel kuruluşların görevlendirilmesi ve onların hizmet sunması söz konusu olmuştur.
Yap-İşlet-Devret modelinde tek bir sözleşme yoktur. Sözleşme süresinin uzunluğu mevcut ya da kurulacak olan üretim iletim ve dağıtım tesisleri için yapılacak yatırım ve bu yatırımın amortisman süresi göz önüne alınarak belirlenir.
Üretim, iletim ve özellikle dağıtım söz konusu olduğunda, bir şirketin görevlendirildiği bölgede faaliyette bulunması açısından o bölgede bulunan ve kamuya ait olan tesislerin bu özel kişiye devredilmesi de mümkündür. Bu da yap-işlet-devret modelinin önemli bir unsuru olan, işletme hakkı devir sözleşmeleriyle söz konusu olur.
Bir taraftan imtiyaza benzer ama zaman zaman (işletme hakkı devir sözleşmeleri söz konusu olduğunda) kamuya ait üretim, iletim, dağıtım tesisleri varsa bunlar özel kişiye kullandırılır. Mülkiyeti devredilemez; ancak işletme hakkı özel kişiye devredilir.
3096 sayılı kanun uyarınca akdedilen sözleşmeler Danıştay tarafından Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi olarak değerlendirilmiştir. Bu kanunda sözleşmenin niteliğine ilişkin ya da doğacak uyuşmazlıkların hangi yargı kolunda çözüleceğine ilişkin bir hüküm yoktur. Ancak bu kanun uyarınca yapılan sözleşmeler kamu hizmeti imtiyaz sözleşmesinin birçok unsurunu içerdiği için, Danıştay önüne gelen uyuşmazlıkta 3096 sayılı kanun uyarınca akdedilen sözleşmeyi Kamu Hizmeti İmtiyaz Sözleşmesi olarak nitelendirmiştir.
Otoyollar: 3465 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Dışındaki Kuruluşların Erişme Kontrollü Karayolu (Otoyol) Yapımı, Bakımı ve İşletilmesi ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun’a göre özel şirket ile Karayolları Genel Müdürlüğü arasında bir sözleşme akdedilir. Bu sözleşme en çok 49 yıl sürebilir. Sözleşme süresi sonunda bütün tesisler her türlü borç ve yükümlülükten arî olarak Karayolları Genel Müdürlüğü’ne devredilir. İdareye tek yanlı fesih yetkisi tanınmıştır. Otoyol geçiş ücretleri şirketin talebi üzerine yine idare tarafından belirlenir. Kamulaştırma ihtiyacı ortaya çıktığında özel kişi lehine kamulaştırma yoluna gidilebilir.
Öteki Konular: 1994’te çıkarılan 3996 sayılı Bazı Yatırımların ve Hizmetlerin Yap-İşlet-Devret modeli çerçevesinde yaptırılması hakkında kanun ile yap-işlet-devret terimi, ilk kez mevzuata girmiştir. 3096 sayılı ve 3465 sayılı kanunlarda da bu modele yer verilmiştir; ancak yap-işlet-devret şeklinde bir isim kullanılmamıştır. Büyük ölçüde imtiyaza benzeyen bu modelde imtiyazdan neredeyse tek fark sözleşmeci şirketin statüsüdür. İmtiyaz yalnızca Türk Anonim Şirketlerine verilebilirken, 3996 sayılı kanun uyarınca öngörülen yap-işlet-devret sözleşmeleri Türk Şirketleriyle yapılabileceği gibi Türkiye’de faaliyette bulunmasına izin verilen yabancı şirketler tarafından da yapılabilir.
Yap-İşlet: Bu usul 4283 sayılı Yap-İşlet modeli, elektrik üretim tesislerinin kurulması ve işletilmesi ile enerji satışının düzenlenmesi hakkında kanun ile düzenlenmiştir. Bu model yalnızca elektrik enerjisi üretimi için ve bu üretimin de termik santrallerde yapılması durumunda söz konusu olabilecek bir yöntemdir. Burada, özel kişinin idareyle yaptığı bir anlaşma sonucunda termik santrali kurarak üretim yapması ve üretilen enerjinin de TEDAŞ’a satılması söz konusudur. Bir devretme yoktur. Özel kişi ilgili bakanlıktan izin alarak termik santral kurar. Burada elektrik enerjisi üretir ve
enerjiyi bir enerji satış sözleşmesi yaparak TEDAŞ’a satar.
Bu usulde devretme kısmının olmaması şundan kaynaklanır: Termik santral söz konusu olduğu için Termik Santrallerin ekonomik ömrü sınırlıdır.Dolayısıyla işletme süresinin sonunda, aslında
devredilecek bir tesis de kalmamaktadır. Bu nedenle “yap-işlet” denilmektedir.
Danıştay, yap-işlet usulünün de imtiyaz sözleşmesi niteliğinde olduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle daha sonra 4283 sayılı kanunda yapılan değişiklikle bu usulün de özel hukuk hükümlerine tabi olduğu yönünde hüküm getirilmiştir.
Kamu hizmetindeki en önemli unsurlardan biri de hizmetin işletilmesi ve kullanıcılara sunulmasıdır. Ama Danıştay, bu görüşte değildir. İşletme olmadığı halde burada da bir kamu hizmeti imtiyazı olduğunu kabul etmiştir. Oysa işletme söz konusu değilse, orada kamu hizmetinden bahsetmek mümkün değildir. Aksi takdirde idarenin hizmet sunmak için yaptığı her türlü alım ya da yapım sözleşme imtiyazı olarak değerlendirilebilir.
2. Tek Yanlı İşlem (Ruhsat)
Ruhsat usulünde bir kamu hizmetinin özel kişilerce idarenin vereceği bir izin yani ruhsat ile sunulması söz konusudur. Özel kişiyle idare arasında bir sözleşme yapılmaz. Birtakım hizmetler geleneksel olarak ruhsat usulüyle yerine getirilir. Tipik örnekler; sağlık hizmetleri, eğitim hizmetleri, şehir içi toplu taşımacılık hizmetleri…
Kamu hizmeti ruhsatında hizmetin içeriğine ilişkin idarenin geniş denetim yetkileri vardır.
Gerektiğinde ruhsatı kaldırmak da idarenin yetkileri arasındadır; idare verdiği ruhsatı geri alabilir.
Kamu hizmeti ruhsatı farklı isimlerle karşımıza çıkabilir; lisans, izin, ehliyet vb. En çok kullanılan terim lisanstır.
