30-Medeni Usul Hukukuna Hakim Olan İlkeler

MEDENİ USUL HUKUKUNA HÂKİM OLAN İLKELER

1.Tasarruf İlkesi

                      Medeni usul hukukumuzda genel olarak tasarruf ilkesi geçerlidir. Tarafların yargılamanın başlangıcını, konusu ve sona ermesini belirleyebilmelerini, dava konusu zerinde serbestçe tasarruf edebilmeleri anlamına gelir. Tasarruf ilkesinin aksi “kendiliğinden harekete geçme” ilkesidir.

 

                      Tasarruf İlkesinin Sonuçları

                            Medeni usul hukukunda kendiliğinden dava açılmaz. Bu husus Davacının olamadığı yerde dava da hâkim de olmaz şeklinde ifade edilir. HMK m.24 te de bu durum ifade edilmiştir. Hâkim tarafların talebi olmadan kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Hiç kimse kanunda açıkça belirtilmedikçe bir dava açmaya zorlanamaz. Taraflar özel hukuktan kaynaklanan menfaatlerin korunması için isterlerse yargı organlarından hukuki koruma talep ederler. Bu ilkenin bir sonucu olarak davacı isterse dilediği zaman davayı geri alabilir, davadan veya kanun yolundan feragat edebilir. Taraflar uzlaşarak sulh olabilir ya da arabulucuya gidebilir.

                      İstisnai olarak kamu yararı düşüncesiyle devlete bazı yetkiler tanınmıştır. Evliliğinin butlanını eşlerin yanında savcılar da dava edebilirler. Savcılar medeni hukukta sadece kamu düzenini ilgilendiren konularda dava açabilirler.

                      Davacı dava açarken ayrıca kendisine lehine nasıl bir hüküm verilmesi gerektiğini de dava açarken belirtmelidirler. Talep sonucu açıl bir şekilde belirtilmelidir.

                      Davanın konusunu (müddeabihi) davacı belirler. Mahkeme davacının talebinden fazlasına karar veremez. Ancak daha azına karar verebilir.

                      Tasarruf İlkesinin İstisnaları

                      Medeni usul hukukunda davanın kendiliğinden açılamayacağının istisnası bulunmamaktadır. Ancak davanın açılmasından sonra tasarruf ilkesine bazı istisnalar getirilmiştir.  Bu istisnalar aile ve şahsın hukukuna ilişkinidir. Bu hallerde de mahkeme kendiliğinden davaya bakmaz. Davacı tarafından yine bir dava açılması gerekir ancak dava açıldıktan sonra kabul ve sulh mümkün değildir.

 

2.Taraflarca Getirilme (Hazırlama) İlkesi

Herhangi bir uyuşmazlığın mahkeme tarafından çözülmesi için öne davacı belli bir taleple mahkemeye başvurmalıdır. Mahkeme önce bu uyuşmazlığa uygulayacağı hukuk normunu araştırmalı, sonra da o hukuk kuralının olayda gerçekleşip gerçekleşmediğini incelemelidir. Hâkim soyut hukuk kurallarını somut olaya doğru bir şekilde uygulamakla görevlidir. Taraflar uygulanacak hukuk kuralını dilekçelerinde yanlış belirtse bile, hâkim doğru kuralı bulup uygulamakla görevlidir. Bu inceleme “altlama” olarak adlandırılır. Bu işlemler mahkemenin işi olup taraflarla ilgili değildir.

Medeni usul hukukumuzda taraflarca hazırlama ilkesi geçerlidir. Dava malzemelerinin mahkemeye tam olarak getirilmemesinin sorumluluğunu taraflar üstlenmiştir. Davada taraf maddi hukuka göre ne kadar haklı olursa olsun talep sonucunu dayandırdığı vakıaları sunmamışsa talebi reddedilir.

 

      Taraflarca Getirilme (Hazırlama) İlkesinin Sonuçları

Kanunda öngörülen istisnalar dışında hâkim iki tarafın söylemediği şeyi veya vakıayı kendiliğinden dikkate alamaz. Onlara bunu hatırlatabilecek imalarda bile bulunamaz. Hâkim kendiliğinden delil toplayamaz. Hâkim tarafların ileri sürmediği vakıaları kendiliğinden araştıramaz. Bu ilkenin gereği olarak hâkim kişisel bilgisini de yargılamada kullanamaz. Taraflarca getirilme ilkesi deliller içinde geçerlidir. Taraflar, talep sonucunu dayandırdıkları vakıaları dilekçeleriyle mahkemeye sunmalıdır. Mahkeme tarafın mahkemeye getirdiği delili ve vakıayı onun aleyhinde de kullanabilir.

      Taraflarca Getirilme (Hazırlama) İlkesinin İstisnaları

Taraflarca getirilmesi ilkesinin istisnası kamu düzeninden olan davalardır. Bu davalarda kendiliğinden araştırma ilkesi uygulanır. İddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağından söz edilemez. Kamu düzeninden olan bu davalarda hâkim de delil ve vakıaların mahkemeye getirilmesi konusunda görevli ve yetkili kılınmıştır. Örneğin babalık davası.

 

3.Teksif İlkesi

Taraflar bütün iddia ve savunmalarını belli bir usul kesitine kadar ileri sürmelidir. Bu usul kesitinden sonra ileri sürülen dava malzemeleri kural olarak mahkemece kabul edilmemektedir. Bu ilke usul ekonomisi ile ilgilidir. Kanunumuz belli bir aşamadan sonra iddia ve savunmanın genişletilmesini yasaklamış, ancak karşı tarafın açıkça muvafakat etmesi durumunda bu işlemin yapılabileceğini hükme bağlamıştır. Karşı tarafın açıkça muvafakat etmemesi halinde dilekçede belirtmediği yeni iddia ve savunmaları sunarsa bu husus hâkim tarafından dikkate alınmaz. İddia ve savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağının en önemli istisnası “ıslah” tır.

 

4.Yargılamanın Hâkim Tarafından Yürütülmesi

Tasarruf ilkesi ve taraflarca getirilme ilkesi gereğince dava açıp açmama, açılan davanın konusunu belirleme, bu davayla ilgili vakıaları ve delillerin getirilmesi taraflara bırakılmışken, davanın yürütülmesi işi hâkime bırakılmıştır. HMK m 32 ye göre yargılamayı hâkim yönetir ve yargılama düzeninin bozulmaması için gerekli her türlü tedbiri alır. Tarafların tasarruf alanı dışındaki tüm hususlar hâkime aittir. Bu çerçevede süre verilmesi, hâkimin takdirindeki sürelerin uzatılması, kısaltılması, tarafların ve ilgililerin davet edilmesi, tebligatın yapılması, delilleri taraflar gösterse de delillerin gereğinde zor kullanarak temini, tanık ve bilirkişilerin hazır bulundurulması mahkemenin görevidir. Davanın üst mahkemeye götürülmesi ise taraflara ait olan yetkidir. Mahkemenin davanın yürütülmesi ile ilgili bir hususta anlaşmalarının da bir önem yoktur. Duruşma günü belirlenirken hâkim özellikle avukatların ve tarafların tespit edilen gün için uygun olup olmadığını sormalıdır. HMK m.32 ye göre okunamayan veya uygunsuz yahut ilgisiz olan dilekçenin yeniden düzenlenmesi için tarafa uygun bir süre verilir. Eski dilekçe dosyada kalır. Böylelikle tarafa okunmayan dilekçe yerine ikinci ve okunaklı bir dilekçe verilme imkânı verilmiştir. Buna karşılık davaya sunulan belge ve açıklamalar, davanın konusu ile ilgisiz ve uygunsuz ise mahkeme bu tür belgelerin dosyadan çıkartılmasına karar veremez.

 

5.Davayı Aydınlatma Ödevi

Kanunda ön görülen istisnalar dışında hâkim iki taraftan birinin söylemediği, şeyi ve vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Kanunda belirtilen istisnalar dışında hakim kendiliğinden delil toplayamaz. Hâkim uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir soru sorabilir, delil gösterilesini isteyebilir.

Hâkim davayı aydınlatma ödevi sayesinde iddia ve savunmanın doğru ve tam olarak anlaşılmasını sağlayacak ve bu şekilde doğru olmayan kararın verilmesini engelleyecektir. Ancak belirsizlik giderilirken, yeni vakıalar ileri sürülemez, yeni taraflar davaya dâhil edilemez, taraf değiştirilemez. Hâkimin aydınlatacağı belirsizlik vakıalara ilişkin de olabilir. Hâkim tarafın hiç ileri sürmediği bir vakıayı davanın aydınlatılması görevi çerçevesinde tarafça ileri sürülmesi veya getirilmesi istenemez. Bu hâkimin taraflara yol göstermesi kapsamında değerlendirilerek reddini bile gerektirebilir.

HMK m.25 hâkimin davayı aydınlatma ödevini, “hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz” diyerek sınırlandırmıştır.

 

6.Doğrudandık İlkesi

Yargılamanın araya başka bir makam ya da kişi girmeden kararı verecek mahkeme önünde ve onun tarafından yürütülmesi ve karar verilmesi anlamına gelir. Kanunun belirlediği istisnalar dışında deliller hâkim huzurunda dinlenir ve incelenir. Keşif doğrudandık ilkesinin en güzel örneğidir. Tanığı bizzat dinleyerek, soru sorarak, tanığın jest ve mimiklerinden gerçeği daha iyi bulabilir. Doğrudandık ilkesinin çok katı uygulanmasının getireceği sakıncaları gidermek için “istinabe” kurumu oluşturulmuştur. İstinabenin gerekli olduğu hallerde doğrudandık ilkesinden ayrılmak zorunda kalınmıştır. İstinabe de doğrudandık ilkesinin mutlak istisnası değildir. Çünkü bu durumda da tahkikat ve yargılamaya ilişkin işlemler mahkeme dışında yapılsa da bunun değerlendirilip karar verilmesi asıl yargılamayı yürüten hâkime aittir. Hâkimin değişerek, yeni hâkimin davaya kaldığı yerden devam etmesi de doğrudandık ilkesinin istisnasıdır.

 

7.Hâkimin Delilleri Değerlendirmesi

Kanundaki istisnalar dışında hâkim delilleri serbestçe değerlendir. Hâkimin serbestçe değerlendireceği delillere takdiri delil denir. Delillerin serbestçe değerlendirilmesi ispatın ancak takdiri delillerle mümkün olması halinde geçerlidir. Çünkü kesin delillerle ispatın gerekli olduğu hallerde hâkimin delilleri serbestçe değerlendirmesinden söz edilemez.

 

8.Adil (Doğru) Yargılanma Hakkı

Adil ve doğru yargılanama hakkının ihlali AİHM ne göre temel hak olan kişi özgürlüğünün ihlali olarak kabul edilir. Adil yargılanma hakkı hukuki dinlenilme hakkından daha geniş ve onu da içine alan bir haktır. Adil yargılanma hakkı dört unsuru içermektedir.

Kanuni, Tarafsız ve Bağımsız Bir Mahkeme Tarafından Yargılanma

Mahkemelerin, kuruluş ve yetkileri ve izleyeceği yargılama usulünün idare tarafından değil, kanunla yasama organı tarafından ve uyuşmazlık ortaya çıkmadan önce saptanmış olması gerekir. Esasen mahkeme olmayan ve kanunla kurulmayan makamların vermiş oldukları kararlar, bir mahkeme hükmü olarak da kabul edilmemektedir. Mahkemede arar veren hâkimlerin de bağımsız olması gerekir. Bağımsızlık, hâkimin yargı dışındaki her türlü yabancı organdan etkilenmemesi demektir. Bağımsızlığın tamamlayıcısı da tarafsızlıktır.

 

Makul Süre İçerisinde yargılanma

Davaların makul süre içerisinde bitirilmemesi veya bitirilememesi tarafların yargıya güvenini sarsacak ve özellikle bu davanın gecikmesinde yararı olanı cesaretlendirecektir. Anayasa m 141 de davaların makul süre içerisinde ve gereksiz gider yapılmadan bitirilmesini açıkça düzenlemiştir. Makul sürenin değerlendirilmesinde üç husus önemlidir. A) Dava konusunun niteliği B)Yargılama sırasında tarafların tutumu, C)Yargılama yapan organın tutumu.

Makul süre kavramı her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilebilir. Sürenin başlangıcı bazı durumlarda mahkemeye başvuru tarihi, bazı durumlarda ise (mahkemeye başvurmadan önce idareye başvuru yapılması gerektiği hallerde) idareye başvuru tarihi esas alınır. Sürenin sonu ise hükmün kesinleşmesi tarihidir.

Aleni Yargılama

 

Hakkaniyete Uygun olarak Yargılama

Hakkaniyet taraflar arasında tam bir eşitliğin bulunmasını ve eşitliğinde tüm yargılama boyunca devam etmesi gerekir. Bu eşitlik yargılamada “silahların eşitliği” olarak ifade edilir.

 

9.Hukuki Dinlenilme Hakkı

Mahkeme iki tarafa da eşit hukuki dinlenilme hakkı vermelidir. Anayasa m.36 ya göre iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı hukuki dinlenilme hakkını da içermelidir. Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı üç unsurdan oluşur.

  • Tarafların yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmasıdır. Bilgilendirme genellikle usulüne uygun tebligat ile yapılmalıdır.
  • Taraf bilgi sahibi olduğu konuda açıklama ve ispat hakkını kullanabilmelidir. Her iki taraf da bu hakta eşit olarak yararlanabilmelidir.
  • Mahkeme tarafların açıklamalarını, iddia ve savunmalarını dikkate alarak değerlendirmeli ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirmelidir. Eksik, şekli ve görünüşte gerekçeli karar yazılması, bu hakkın ihlali durumunu doğuracaktır. Ortaya çıkan karar, hukukun genel ilkeleri, mevzuata ve yerleşik içtihatlara tamamen aykırı ve sürpriz nitelikte olmamalıdır. Bu duruma “sürpriz karar yasağı” denir.

 

10.Usul Ekonomisi İlkesi (Yargılamanın Basit, Çabuk ve Ucuz Yürütülmesi)

Anayasa m.141 e göre Devlet yargılamanın basit, çabuk ve ucuz gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almak zorundadır. Ayrıca AİHS de mahkemelerin makul bir süre içerisinde karar vermelerini öngörmektedir. Bu aynı zaman da adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Tek bir bilirkişinin çözebileceği bir dava için birden fazla bilirkişi görevlendirilmesi, dosya yeterince incelenmeden yeni duruşma günü verilmesi, gereksiz tanık dinlenmesi usul ekonomisi ilkesine aykırıdır.

 

11.Alenilik İlkesi

Alenilik ya da başka bir ifadeyle yargılamanın açıklığı prensibi duruşmalara, yargılama ile ilgili olsun veya olmasın herkesin katılabilmesini ifade eder. Alenilik ilkesi yargıya güven sağlar. Bu ilkeye göre yargılama herkese açıktır ve kural olarak gizli yapılamaz. Özellikle genel ahlakın veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde alenilik ilkesinden vazgeçilebilir. Duruşmaların gizli yapılması halinde bu durum kararda gerekçeli olarak belirtilmelidir. Yargılama aleni olmakla birlikte özellikle mahkeme kararı ve görüşmesi, tartışması ve müzakereler gizli yapılır. Yargılamanın gizli yapılması durumunda da yargılama taraflara gizli değildir. Mahkeme duruşmaya katılmalarına izin verdiği kişilerin yargılama ile ilgili olarak edindikleri bilgileri açıklamamaları gerektiği bunun TCK ya göre suç olduğu ihtar edilir. Ancak karar alenen tefhim edilir. İstinabe yoluyla yapılan işlerde aleni değildir. Ancak taraflar ve vekilleri katılabilir. Yargılamanın aleni olması basın tarafından izlenebilir olduğu anlamı da gelir. Ancak duruşma sırasında ses kaydı alınamaz, fotoğraf çekilemez. Ancak yargılamanın zorunlu kıldığı hallerde mahkeme tarafında çekim yapılabilir. Bu tür alınan çekimler de mahkemenin açık izni olmadan hiçbir yerde yayımlanamaz.

 

12.Sözlülük Yazılılık İlkesi

Sözlülük ve yazılılık usul işlemlerinin şeklidir. Yargılama sırasında birisi ağırlıklı olarak uygulansa bile diğerinden tamamen uzaklaşılmaz. Kanun bazı hallerde zorunlu olarak sözlülük ilkesine ağırlık vermiştir. Taraflara sözlü savunma verilmesi, tahkikat aşamasında yapılan oturumlarda sözlülük ilkesi geçerlidir. Buna karşın davanın açılması, kanun yolarına başvurma, bunlara cevap verme genellikle yazı ile olur. Yazılılık sayesinde süresi içinde bu işlemlerin yapılıp yapılmadığının tespiti kolaydır.

 

 

 

13.Mahkemelerde Kullanılan Dil

Mahkemelerin dili hem yazılı hem de sözlü yargılama esnasında Türkçedir. Taraflar anlaşarak Türkçeden başka bir dilin kullanılmasını kararlaştıramazlar. Mahkeme kararlarında bazı Latince veya yabancı kelimeler yer alabilir. Sadece hukukçuların anlayabileceği kelimeler kullanarak özellikle hukuku bilmeyen taraflara soru sorulamaz. Türkçe dışında yazılan ve mahkemeye sunulan belgenin ekine mutlaka tercümesi de eklenmelidir. Tanık Türkçe bilmiyorsa tercüman aracılığıyla dinlenir. Sağır ve dilsizler için ise işaret dilini bilen tercüman atanır. Sağır ve dilsiz kişinin okuma yazma bilmesi halinde yazılı olarak sorulan sorulara yine yazılı cevap verilebilir.

 

14.Tarafların Yükümlülükleri

Dürüst Davranma Yükümlülüğü

Dürüstlük kuralı hakların kullanılması, borçların yerine gerilmesinde hukuka, ahlaka ve örf adet kurallarına uygun davranma olarak açıklanabilir. Dürüstlük kuralına uymak taraflar için bir yükümlülüktür. Davacı davanın açılmasında dürüstlük kurallarına aykırı davranamaz. HMK 327 ile dürüstlük kuralına aykırılık sebebiyle davada haklı çıkan taraf aleyhine yargılama giderlerine hükmedilebileceği düzenlenmiştir.

 

Doğruyu Söyleme Ödevi

Taraflar yargılamada kendi menfaatlerine uygun olarak neleri ileri sürüp süremeyecekleri konusunda serbesttirler. Ancak ileri sürdükleri beyan ve açıklamalar gerçeğe aykırı olamaz. Doğruyu söyleme ödevi hem yazılı hem de sözlü yargılama için geçerlidir. Hak için mücadele, her şeyin geçerli olması anlamına gelmez.

Taraflar doğal olarak kendi lehine olan vakıa ve delilleri mahkemeye sunacak, kendi aleyhine olanlar hakkında susacaktır. Doğruyu söyleme ödevi tarafın kendisi aleyhine olan vakıaları da mahkemeye getirmesini kapsamaz. Davacı kendi kusuruna ilişkin vakıaları da mahkemeye sunmak zorunda değildir. Bu vakıaları mahkemeye getirmek davalının işidir.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

Sizin bu konudaki yorumunuz nedir?

%d blogcu bunu beğendi: