Sözleşmelerde İradenin Oluşumundan İleri Gelen Sakatlık
Kişiyi irade beyanı vermeye yönelten iradenin oluşumunda sakatlık olabilir. Gerçeğe aykırı bir iradenin oluşması halinde beyan sağlıklı olmaz. Hata, hile ve ikrah halinde iradenin oluşumunda sakatlık söz konusudur.
1- Yanılma (Hata):
Yanılma, ya irade beyanının istenmeyerek arzuya uygun olmaması veya arzunun (iradenin) oluşmasına etken olan bir hususta düşüncenin gerçek duruma uygun olmamasıdır. Birinci halde beyanda yanılma, ikinci halde ise arzunun (iradenin) oluşmasına yol açan saikte yanılma söz konusu olur.
- Saikte Yanılma (Saik Hatası): Bir kimse, kendisini sözleşme kurmaya iten sebeplerde yanılmışsa saik hatası söz konusu olur. Saik hatası iradenin oluşumundaki hatadır. Her türlü saik hatasını sözleşmenin iptaline imkân tanımaz. Sadece “temel hatası” denilen, esaslı olarak hataya düşülmesi halinde hataya düşen sözleşmeyi iptal edebilir. TBK m. 32 hükmüne göre bir hatanın temel hatası teşkil etmesi için bulunması gereken şartlar şunlardır:
- Yanılan düşülen husus hataya düşen bakımından akdi yapması için bir onsuz akdi yapamayacağı bir unsura ilişkin olmalıdır. Yanılan gerçek durumu bilseydi sözleşmeyi hiç ya da mevcut şartlarla kurmayacak olmalıdır.
- Bir taraf sözleşme yapma arzusunun oluşmasına etki yapan bir hususta yanılmış olmalıdır.
- Sözleşmeye kurmaya sebep olan saikin karşı tarafça bilinebilir olması gere Ancak karşı tarafın yanılanın yanıldığını bilmesi ya da bilecek durumda olması gerekli değildir.
- İş hayatındaki dürüstlük kuralları, yanılan hususun, sözleşmenin geçerliliğini
etkilemesini haklı göstermelidir.
- Beyanda yanılma (Beyan Hatası): Bir kimsenin bir akdi yapmak hususunda iradesini beyan ederken farkında olmadan iradesinden farklı bir beyanda bulunması halinde beyanda yanılma söz konusu
Türk Borçlar Kanununun 31. maddesinde esaslı sayılan beyanda yanılmalar şunlardır:
- Sözleşmenin Niteliğinde Yanılma: Yanıldığını iddia eden tarafın bir sözleşme hakkında rızasını beyan ederken, başka bir sözleşme kastetmiş olması bir esaslı beyanda yanılmadır. Başka bir ifadeyle sözleşmenin türünde yanılmıştır. Kişinin kefalet sözleşmesi yapacağım zannederek, borcu üstlenme sözleşmesi yapması halinde durum böyledir.
- Sözleşmenin Konusunda (Şeyde) Yanılma: Yanıldığını iddia eden taraf sözleşmenin konusunu teşkil eden şeyden başka bir şeyi kastederek beyanda bulunmuş ise esaslı bir beyan hatası söz konusu olur. Mesela bir kimsenin yanlışlıkla atımı satıyorum yerine eşeğimi satıyorum demesi halinde o kimse beyanda yanılmayı ileri sürebilir.
- Şahısta Yanılma: Sözleşmenin yapılmak istendiği kişinin şahsında yanılmadır. (A)’nın (B)’ye yapmak istediği öneriyi (Ü)’ye göndermesi ve (Ü)’nün kabulü ile sözleşmenin kurulması halinde (A) beyanda yanılmaya
- Sözleşme Yapılırken Kimliği Göz Önünde Tutulan Kişide Yanılma: Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için iradesini açıklamışsa, bir beyanda yanılma söz Örneğin, bakıcı A, B’nin iki çocuğundan engelli olmayan C için bakım işini üstlenmek isterken yanlışlıkla engelli olan çocuğu D için bakım işini üstlenmişse bu tür bir yanılma söz konusu olur.
- Sözleşmenin Miktarında Yanılma: Yanıldığını iddia eden tarafın yüklendiği edimin kastettiği edimden önemli şekilde çok ya da az olması halinde mevcut olan hatadır. Adi hesap yanılmalarında, sözleşme yanılmaya dayanılarak iptal edilemez. Yani sözleşmenin metninde görülebilir ve hesaplanabilir bir yanılma varsa ve bu durum yanılma hükümlerine gitmeden düzeltilebiliyorsa bu yapılır.
- Fakat miktarda yanılma beyanda yer almıyorsa ve hesaplama beyanın yapılmasının saikini teşkil ediyorsa, burada beyanda yanılma değil, saikte yanılma söz konusu olabilir. Başka bir ifadeyle rakam tespit edilirken bazı kalemlerin unutulması sebebiyle yanlış hesaplama yapılmışsa, burada miktarda yanılma söz konusu değildir. Bu durumda sözleşmenin konusu olan rakamın tespitinde yanılma vardır ve ancak şartları varsa saikte yanılmaya
Hata İle İlgili Özel Durumlar:
- Okumadan İmzalanan Belgeler: Kişi, içeriği hakkında hiçbir bilgisi olmadığı bir belgeyi imzalıyorsa, o bölgede yazılan her hususu kabul etme iradesinde ise hata iddiasında bulunamaz. Kişi, okumadan imzaladığı belge hakkında bir iradeye sahipse ama belge, bu iradeye göre yazılmamışsa kişi o zaman hata hükümlerinden Şayet karşı taraf metnin, imzalayanın arzusuna uygun olmadığını biliyorsa veya bilmesi gerekiyorsa, burada atılan imza sözleşmenin kurulmasını sağlamaz ve bu yüzden hata hükümlerinin uygulanması söz konusu olmaz.
- Beyaza İmza: Beyaza atılan imzanın üstü sonradan kişinin arzusuna uygun doldurulmamışsa ve bu durum karşı tarafça biliniyorsa sözleşme zaten kurulmuş olmaz. Çünkü karşılıklı ve birbirine uygun irade beyanları yoktur. Beyaza atılan imzanın üstü sonradan kişinin iradesine aykırı doldurulmuşsa ve bu durum karşı tarafça bilinmiyorsa ve bilinmesi gerekmiyorsa güven teorisi burada sözleşmenin kurulmasına imkân tanıyabilir. Bu durumda imzasının üstü iradesine uygun olarak doldurulmayan taraf hata hükümlerine
Hatanın Sözleşmeye Etkisi: Türk Borçlar Kanunu 30’a göre, esaslı bir yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlanmaz. Yanılma nedeniyle sözleşme ile bağlı olmamak isteyen
tarafın iptal hakkı TBK m. 39 hükmündeki süre ile sınırlıdır. Bu hükme göre, yanılmaya düşen taraf, yanılmasını öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde akdi hükümsüz kılmak üzere iptal beyanında bulunmazsa sözleşme geçerli hale gelir. Bu sebeple esaslı yanılma halinde hukuki işlemin akıbeti “düzelebilir hükümsüzlük”tür.
İptal Hakkının Sınırlandırılması: Yanılmaya düşen tarafın, yanılmayı öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyi iptal hakkı vardır. Yanılmaya düşen taraf bunu yapmazsa, bu durum kişinin o sözleşmeye icazet verdiği anlamına gelir ve sözleşme baştan itibaren geçerli Yanılmaya düşen tarafın açık icazeti de akdi geçerli yapar. İptal hakkının kullanılmasının sınırı TBK. m.34’de belirtilmiştir. Bu maddeye göre, yanılmaya düşen taraf dürüstlük kuralına aykırı şekilde yanılmasına dayanamaz. Yıllar önce kurulmuş bir sözleşmede, yanıldığını yıllar sonra öğrenen tarafın karşı tarafı zarara uğratmak için iptal hakkını kullanması mümkün olmaz. Özellikle diğer taraf, sözleşmenin yanılanın kastettiği anlamda kurulmasına razı olduğunu bildirmişse, sözleşme bu anlamda kurulmuş sayılır [TBK. m.34 (2)].
İptal Yüzünden Karşı Tarafın Uğradığı Zararın Tazmini:
Türk Borçlar Kanunu m. 35’e göre, yanılma sebebiyle akdi iptal eden taraf, eğer yanılma kendi kusurundan ileri gelmişse sözleşmenin hükümsüzlüğü yüzünden karşı tarafın uğradığı zararı tazmine mecburdur.
Tazmin edilecek zarar, kural olarak geçerli olduğuna inanılan sözleşmenin belirli bir sebepten dolayı hüküm ifade etmemesi üzerine uğranılan menfi zarardır. Geçerli bir sözleşmenin ifa edilmemesi yüzünden tarafların uğradığı müspet zararın ise, TBK m.35(2)’ye göre, hâkim tarafından durum hakkaniyeti gerektiriyorsa giderilmesine karar verebilir.
Menfi zararın içine, akdi kurmak için yapılan masraflar, başka bir sözleşme teklifinin kaçırılması yüzünden uğranılan zararlar ile ifaya hazırlık için yapılan masraflar girer.
2. Hile:
Kişinin, karşı tarafın veya 3. kişinin aktif ya da pasif bir davranışıyla yanılmaya düşürülerek sözleşmeyi yapmasıdır. Diğer bir anlatımla, hile, kasten bir kişinin saik yanılmasına düşürülmesidir. Hile, karşı tarafın hilesi veya 3. kişinin hilesi şeklinde iki ayrı biçimde düzenlenmiştir.
Karşı Tarafın Hilesi: TBK m. 36 hükmüne göre, “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir”. Bunun gerçekleşmesi için bazı şartların bulunması gere Bu şartlar şunlardır:
- Bir taraf sözleşme yapma hususunda karşı tarafın davranışı ile yanılmaya düşürülmüş olmalıdır. Düşülen yanılmanın esaslı olması gerekmez. Yanılma esaslı ise, aynı zamanda yanılma hükümleri de uygulama alanı
- Hile teşkil eden davranış aktif ya da pasif bir davranışla meydana gelebilir. Yalan söylemek, bir şeyi inkar etmek ya da yanlış bir şeyi göstermek aktif bir davranışla hile yapmaktır. Kişi dürüstlük kuralı uyarınca diğer tarafa açıklaması gereken bir hususu açıklamayıp susarsa, hile pasif davranışla yapılmış o Kanundan veya sözleşmeden kaynaklanan açıklama yükümlülüğü varken susulması da pasif davranışla hile teşkil eder. Karşı tarafın yanılmaya düştüğünü gören sözleşme tarafının dürüstlük kuralı gereği bunu düzeltmesi gerekir. Aksi davranış hile teşkil edebilir. Bazı sözleşmeler için kanun aydınlatma yükümlülüğü getirmiştir. Bu yüküme uymayan taraf kural olarak hile yapmış sayılır.
- Karşı tarafın yanılmaya düşürülmesi kasten yapılmalı, yani hile kastı olmalıdır. Kişi, kendi davranışının diğer tarafı yanılmaya düşüreceğini biliyorsa ve bunu istiyorsa, kastın varlığı kabul edilmelidir. Kişinin kendi davranışının hile teşkil ettiğini bilmesi
- Hile sözleşmenin yapılmasına sebep olmalıdır, yani hile ile sözleşme arasında, illiyet bağı bulunmalıdır. Taraflardan biri, hile yüzünden düştüğü yanılma olmasaydı, akdi hiç ya da mevcut şartlarla yapmayacak idiyse, bu unsur gerçekleşmiş
Üçüncü Kişinin Hilesi: Hileyi 3. şahıs yapmışsa, bu hilenin sözleşmenin geçerliliğini etkilemesi için yukarıda bahsedilen şartlara ilaveten, sözleşmenin tarafının bu hileyi bilmesi veya bilmesinin gerekli olması şartı aranır.
Hilenin Sözleşmeye Etkisi: Hileye maruz kalan taraf o sözleşmeyle bağlı olmaz (TBK m. 36). Bu bağlı olmama bir süreyle sınırlıdır. Hileye maruz kalan taraf hileyi öğrenmesinden itibaren 1 yıl içinde akdi iptal edebilir (TBK m. 39). Bu sürede iptal hakkı kullanılmazsa sözleşme başlangıçtan itibaren geçerli hale ge
Hile Yüzünden Uğranılan Zararın Tazmini: Hileyi yapan taraf veya 3. şahıs, sözleşme ister hile sebebiyle iptal edilmiş olsun, ister iptal edilmiş olmasın hileye maruz kalanın bu yüzden uğradığı zararı tazmine mecburdur. Sözleşmeye icazet vermiş olma tazminat istemekten feragat anlamına gelmez (TBK m.39/2). Hileyi yapanın kendi hilesinden sorumluluğu culpa in contrahendo, şahsın hilesi ise haksız fiil hükümlerine tabidir.
3.Korkutma (İkrah):
kişinin veya karşı tarafın zor kurmasıyla, beyan edilmek istenmeyen iradenin açıklanarak bir sözleşme yapılması halinde bu sözleşme korkutma nedeniyle sakattır. Hileden farklı olarak 3. kişinin yaptığı korkutması bundan yararlanan taraf bilmese ve hatta bilmesi gerekmese bile işlemin hükümsüzlüğü ileri sürülebilecektir.
a Şartları
- İrade, tehdit sonucu sakatlanmalıdır. Herhangi bir tehdit olmasaydı bile irade yine o yönde oluşacak idiyse, burada korkutma yoktur.
- Ağır, ciddi ve derhal vuku bulacak bir tehdit söz konusu olmalıdır. Tehdit, etkisinde kalınıp yapılmayacak sözleşmenin yapılmasını sağlayacak kadar ağır olmalı ve araya başka bir fiil girmeden vuku bulabilecek kadar yakın olmalıdır. Önemsiz veya ilerde vuku bulacak tehlikelere ilişkin tehditler korkutma teşkil etmez ve sözleşmenin geçerliliğini etkilemez.
- Tehdidin sözleşmenin tarafına ya da yakınlarına yönelik olması gerekir. Burada yakından maksat yalnızca akraba değil, sevinci ve kederi paylaşılan kimselerdir.
- Tehdidin hukuka aykırı olması gerekir. Hukuka uygun bir işlemin yapılacağının belirtilmesi tehdit sayılmaz.
- Sözleşme, tehdidin yarattığı korku sonucu yapılmış olmalıdır. Bu korku yaratılmasa idi, tehdide maruz kalan taraf akdi hiç yapmayacak idiyse veya akdi başka şartlarla yapacak idiyse illiyet bağı
İkrahın Sözleşmeye Etkisi: Korkutmaya maruz kalan taraf o sözleşmeyle bağlı olmaz (TBK m. 37). Korkutmaya maruz kalan taraf korkunun ortadan kalkmasından sonra 1 yıl içinde akdi iptal ettirebilir (TBK m.39/1). Bu yapılmazsa sözleşme geçerli hale gelir.
Zararın Tazmini: Korkutmayı karşı taraf yapmışsa bu kişiden, 3. şahıs yapmışsa ondan, korkutmaya maruz kalan korkutma sebebiyle uğradığı zararın tazminini talep edebilir. Sözleşmeye icazet vermiş olma, tazminat istemekten feragat anlamına gelmez (TBK m.39/2).
Korkutmayı 3. şahıs yapmış ve korkutulan bu sebeple akdi iptal etmişse, hakkaniyet gerektirdiği takdirde karşı tarafın iptal yüzünden uğradığı zararı akdi iptal eden taraf tazminle yükümlüdür (TBK m.37/2).
4. İptal Hakkı
İptal Hakkının Kullanılması: Yenilik doğuran bir hak olan iptal hakkı, hak sahibi tarafından karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı bir irade beyanıyla kullanılır ve bu beyanın karşı tarafa ulaşması ile sözleşme iptal edilmiş olur.
*Sözleşmenin iptali kural olarak geriye etkilidir. İki tarafta ifa edilmemiş edimlerin ifasını talep edemeyecekleri gibi, iptal hakkının kullanılmasından önce ifa edilmiş edimleri de geri isteyebilirler.
Sürekli borç ilişkisi doğuran sözleşmelerde, iptalin geçmişe etkili olması işin niteliğine uygun görülmediğinden, genellikle dürüstlük kuralından yararlanılarak burada, hükümsüzlüğün iptal anına kadar ki edimleri etkilemeyeceği kabul edilmektedir. Bu tür borç ilişkilerinde iptalin sözleşmeye etkisi ileriye dönük olur ve baştan iptale kadar verilenler geçerli olur.
