Hukuk Devleti Kavramının Tarihsel Gelişimi (Mülk Devlet, Polis Devlet, Hazine Teorisi)

Hukuk Devleti Kavramının Tarihsel Gelişimi

Hukuk devleti anlayışı birden ortaya çıkmamıştır. Ortaçağda “mülk devlet” anlayışı vardı. Daha sonra “polis devleti” ve “hazine teorisi” anlayışları ortaya çıktı. Şimdi bunlara bir göz atalım.

 

1.2.1. Mülk Devlet Anlayışı

Ortaçağda hâkim olan “mülk devlet” ( Patrimonialstaat, Etat patrimonial ) anlayışına göre devlet, kralın kişisel mülkü olarak kabul edilmekteydi. Feodal sistemde kral, ülkenin en büyük toprak sahibi durumundaydı. Ülke âdeta kralın çiftliği konumundaydı. Kralın ülke üzerindeki yetkisi, mülkiyet hakkına benzetiliyordu. Keza kralın dışındaki yöneticiler olan feodal beylerin yetkileri de esas itibarıyla sahip oldukları toprak mülkiyetinden kaynaklanıyordu. Yani feodal beylerin sahip oldukları kamusal yetki ve ayrıcalıklar da mülkiyet esasına dayanıyordu.

Özetle, bu sistemde kamu gücüne sahip olanların ( kralın ve feodal beylerin ) yetkileri onların şahsî malı olarak görülüyordu. Keza, bu kamusal yetkiler, sözleşmeyle devredilebiliyor; miras yoluyla varislere de geçebiliyordu. Böyle bir sistemde, yönetici olarak ne kralı ne de feodal beyleri sınırlandıran bir “idare hukuku” yoktu. Gerek kral gerekse feodal beylerin yetkileri, tabiî hukuk doktriniyle sınırlandırılmaya çalışılıyordu.

Kral ve feodal beylerin yetkileri, esas itibarıyla, birer mülkiyet hakkı olarak özel hukuka tâbi idi. Bu anlamda kralı ve feodal beyleri, özel hukukun sınırlandırdığını söyleyebiliriz. Özellikle bu dönemde meşru olarak kazanılmış haklara (ki bu haklara jura quaesita deniyordu) saygı ilkesi vardı. Kral, başta feodal beylerin olmak üzere kimsenin kazanılmış haklarına (jura quaesita) dokunmamalıydı. Dolayısıyla feodal dönemde kralın iktidarının sınırsız olduğu, kralın hukuki kurallarlr bağlı olmadığı söylenemez. Tersine kral hukuki kurallarla bağlıydı ve üstelik bağlı olduğu bu hukuk kendisi tarafından yaratılmamış olan “tabiî hukuk” idi.

Ancak zamanla kralın, bazı istisnaî durumlarda kazanılmış haklara dokuna-bilmesine imkân veren üstün bir hakka (ki bu hakka jus eminens deniyordu) sahip olduğu kabul edildi. Başlangıçta istisnaî nitelikte olan kralın sahip olduğu bu jus eminens zamanla yaygınlaştı ve hükümdarın bütün ülke üzerinde bir kamu gücü kullanmasına imkân veren genel bir hakkın temeli hâline geldi ve “polis devleti” anlayışına yaklaşılmış oldu.

 

1.2.2. Polis Devleti Anlayışı

“Hukuk devleti”, “polis devleti” deyişinin karşıtı olarak kullanılmaktadır. O nedenle burada kısaca polis devleti anlayışını görmek gerekir. Polis devleti, “Kamunun refahı ve selameti için her türlü önlemi alabilen, bu amaçla kişilerin hak ve özgürlüklerine alabildiğine müdahale edebilen, onlara külfetler yükleyebilen ve fakat tüm bunları yaparken idaresi
hukuka bağlı olmayan devlet” demektir. “Polis devleti” kavramı; 17’nci ve 18’inci yüzyıllarda Kara Avrupası ülkelerindeki, mutlakıyetçi rejimleri açıklamak için kullanılan ve ilk kez Almanya’da ortaya çıkmış bir kavramdır. Polis devleti anlayışı, tarihsel olarak feodal devlet devrinden mutlak hükümdarlık devrine geçişte ortaya çıkmıştır. “Polis devleti” ifadesindeki “polis” kelimesi bugünkü gibi “kolluk (zabıta)” anlamında değil, kamunun refah ve selametini sağlamaya yönelik tüm devlet faaliyetleri anlamında kullanılıyordu.

Devletin bu faaliyetleri yürütebilmek için sahip bulunduğu sınırsız ve denetimsiz güç ise “polis kudreti” olarak adlandırılmıştır. Bugün de idaresi hukuka bağlı olmayan, vatandaşlarına hukukî güvenlik sağlamayan devlet tipi için “polis devleti” tabiri kullanılmaktadır. Polis devleti anlayışında; devlet, hukuka bağlı olmadığından devletin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesi de söz konusu değildir.

 

1.2.3. Hazine Teorisi

Polis devleti anlayışının egemen olduğu Almanya’da 18’inci yüzyılın ortalarında “hazine teorisi” geliştirilmiştir. Polis devleti anlayışı yönetilenlere herhangi bir hukukî güvence tanımazken, hazine teorisi yönetilenlere bazı hukukî güvenceler sağlamaktadır. “Hazine teorisi” idarenin faaliyetleri dolayısıyla hakları ihlal edilen kişilere, yargısal yönden
mali karşılık elde etme imkânını tanımaktadır.

Bu teoriye göre devletin hazinesi, hükümdarın dışındadır ve tamamen bağımsız bir özel hukuk tüzel kişisi kabul edilmektedir. Böylece, hukuk kurallarına bağlı olmayan ve yargı denetimine de tâbi bulunmayan devlet ile özel hukuk hükümlerine tâbi olan ve aleyhinde dava açılabilen hazine birbirinden ayrılıyordu. Örneğin; devlet, özel bir kişiye ait
olan bir taşınmaza el atabiliyor, onu işgal edebiliyor, kişiyi zorla çalıştırabiliyordu.

Devletin bu tür eylem ve işlemlerinin hukuk kurallarına aykırılığını ileri sürmek yine mümkün değildi. Ancak devletin bu tür işlemleri ile haklan ihlâl edilenler, özel hukuk hükümleri uyarınca hazine aleyhine dava açıp tazminat alabiliyorlardı. Bu durum Alman hukukunda “Katlan, ama tazminat iste.” deyişiyle ifade edilmiştir. Böylece hazine teorisi yönetilenlere yargı yolu ile dolaylı da olsa belli bir malî güvence sağlayabilmiştir.

Devlet ile devlet hazinesinin tek bir tüzel kişi olduğu düşüncesi benimsendikçe, hazine teorisi yavaş yavaş terk edilmiş, onun yerini yine ilk önce Almanya’da “hukuk devleti” teorisi almıştır. Daha sonra “hukuk devleti” kavramı Fransa’ya geçmiştir. Hukuk devleti tabiri daha çok Kara Avrupası ülkelerinde kullanılmaktadır. Anglo-Sakson (V. ve VI. yüzyılda Büyük Britanya’yı ele geçiren Cermen ırkından oymaklara verilen ad) ülkelerinde benzer şeyi ifade etmek için “hukukun hükümranlığı” tabiri kullanılmaktadır.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

Youtube Kanalıma Abone olur musunuz? Kanalımda Hukuk Ders İçerikleri yanı sıra çeşitli konularda sohbetler paylaşıyorum arkadaşlarım arasına Abone olarak katılır mısın?

%d blogcu bunu beğendi: