AB Hukukunun Özellikleri

AB hukukunun özellikleri

Divana göre, klasik uluslararası antlaşmalardan farklı olarak AT antlaşmaları, üye devletlerin hukuk sisteminin bir parçası haline gelen, kendine özgü bir hukuk düzeni kurmaktadır. Bu özgün niteliğini kazandıran Adalet Divanı içtihatları olmuştur. (Doğrudan uygulanabilirlik, doğrudan etki ve üstünlük gibi.)

-AB Hukukunun özgünlüğünün kaynağı, üye devletlerin iç hukukunda uygulama koşulları ve bu iç hukuklar karşısındaki üstünlüğüdür.

Doğrudan Uygulanabilirlik:

Düalist teori, uluslararası hukuk ile ulusal hukukun birbirinden bağımsız iki ayrı hukuk düzeni olduğunu, uluslararası hukukun ulusal hukukta geçerli olabilmesi için 2. Bir işlemin (inkorporasyon normu) tesis edilmesi gerektiği fikrine dayanır.

(Bir uluslararası ant. kendiliğinden ulusal hukuk içinde hak ve yükümlülük kaynağı oluşturamıyorsa, düalizm vardır).

Monist teori: Tüm hukuku, ortak bir sistem olarak değerlendirmekte ve uluslararası ve ulusal hukukun bir bütün olduğu fikrini savunmaktadır.

-Geçerli olarak imzalanmış bir u.a. antlaşma, doğrudan ulusal hukukta geçerlilik kazanır, ikinci bir işleme gerek yoktur. İki hukuk çatışırsa, uluslararası hukuk geçerli olur.

-Adalet Divanı, Topluluğun doğasına, monist görüşün uygun olduğunu savunur.

Doğrudan uygulama, AB kurumları kararlarının, yayınlanmasından başlayarak üye devletlerden kendiliklerinden hüküm doğurmasıdır.

 

Doğrudan Etki:

Doğrudan uygulanabilirlik, iç hukukta ayrıca bir düzenleme yapmadan AP normlarının iç hukuka entegre olması demektir.

Doğrudan etki ise, AB normunun self-executin (kendi kendine uygulanabilirlik) karakterine ilişkindir. Her kişinin mahkemeden AB normlarının kendisine uygulanmasını istemesi ve ulusal mahkemenin de gereğini yapması anlamına gelir.

-Birlik hukukunun bireyler tarafından ulusal mahkemelerde ileri sürülebilmesini sağlayan doğrudan etki ikiye ayrılır:

Dikey doğrudan etki: Devlet-birey arasındaki ilişkilerde AB normunun birey tarafından devlete karşı ileri sürülebilmesidir.

Yatay doğrudan etki: AB normlarının bireylerarası ilişkilerde ileri sürülmesidir.

-Üye devlet otoritelerine karşı bütün AB düzenlemeleri doğrudan etkiyle ileri sürülebilirken (dikey etki), kişilere karşı sadece bazı düzenlemelerinin bu özelliği ileri sürülebilmektedir.

-Uluslararası hukukta, doğrudan etki ilkesinin yokluğu genel kural, varlığı istisnadır.  Oysa, hukukun birincil ve ikincil kurallarının pek çoğunun doğrudan etki özelliği vardır.

-Bir kurucu antlaşma metninin doğrudan etki yaratabilmesi için 3 koşulun yerine gelmesi gerekir:

  1. Anlaşma normu açık ve kesin olmalı,
  2. Koşul içermemeli
  • Üye devlette uygulanması için ulusal düzenlemeye gerek olmamalı

Hem dikey, hem yatay doğrudan etkiye sahip kurucu antlaşma hükümleri. (Hem bireylere, hem devletlere karşı ileri sürülebilen tam olarak doğrudan etkiye  sahip kurucu ant. maddeleri)

  • Üye devletlere arasında ithalata ilişkin miktar kısıtlamaları ve eş etkili tüm tedbirlerin yasaklanmasına ilişkin madde
  • İşçilerin serbest dolaşımına ilişkin madde
  • İş kurma serbestisine ilişkin madde
  • Teşebbüsler arası anlaşmalar ve hakim durumu kötüye kullanmasına ilişkin madde
  • Birlik içinde hizmet sunma serbestisine ilişkin madde.

Sadece dikey doğrudan etkiye sahip kurucu antlaşma hükümleri (Bireylerin sadece devletlere hak iddiasında bulunduğu)

  • Uyrukluktan kaynaklanan nedenlerle yapılan her türlü ayrımcılığın yasaklanmasına ilişkin madde
  • Malların Serbest dolaşımına ilişkin madde
  • Üye devletler tarafından yapılan devlet yardımlarının komisyona bildirimine ilişkin madde.
  • Ticari nitelikli devlet tekellerine ilişkin madde
  • Diğer üye devletlerin ürünlerine ayrımcı vergi uygulamasına ilişkin madde.

 

-Doğrudan etkiye sahip olmayan antlaşma maddeleri. Bireylerin hak iddialarına dayanak teşkil etmemektedir. Üye devletlerle AB arasındaki ilişkileri düzenleyen kurumsal nitelikteki hükümler bunlara örnekti

  • Topluluğun amaçlarına ilişkin madde
  • Üye devletlerin dürüst işbirliği yükümlülüklerine ilişkin madde
  • Birliğin çevre politikasına ilişkin madde
  • Tüketicinin korunmasına ilişkin madde

Doğrudan etki prensibinin antlaşmalar dışında, ikincil mevzuatta da karşılığı vardır.

  • Tüzük: Tümüyle bağlayıcıdır, doğrudan etki özelliği mevcuttur. Divan, bunu Politi kararıyla teyit etmiştir.
  • Yönerge: Hukuki etki için ulusal düzenleme gerektiren yönergelerin, doğrudan uygulanırlığı sorunlu olduğundan doğrudan etkisi de sorunludur. Divan belli koşullarda doğrudan etkiye sahip olduğunu kabul etmiştir. (Van Gend en Loos kararı)

Yönergelerin doğrudan etkililiğinin özel koşullarını saptayan Ratti kararının dayanağı, kimse kendi hatasından yararlanamaz ilkesidir. Dolayısıyla, doğrudan etkililik iki koşula dayandırılır:

  1. Yönergede öngörülen yükümlülük koşulsuz ve açık olmalı
  2. Yönergen Öngörülen süre içinde iç hukuka aktarılmış olmalı

 

-Divan’ın Marshall kararı ise, yönerge hükümlerinin devlet-birey arasındaki dikey ilişkide geçerli olacağı, bireyler arasındaki yatay ilişkide geçerli olamayacağı savunulmuştur.

  • Karar: Doğrudan etki bakımından kararlar ikiye ayrılır: Kişilere yönelenler, üye devletlere yönelenler.

Kişilere yönelik kararlar: Tam olarak doğrudan etkiye sahiptirler. Çünkü hem üye devletlere (dikey etki) hem diğer bireylere (yatay etki) karşı ileri sürülebilir.

Üye devletlere yönelen kararlar: Divana göre, bu tür kararlar, dikey doğrudan etkiye sahip olup, sadece üye devletlere karşı ileri sürülebilir.

-Birliğin üçüncü devletlerle ve uluslararası örgütlerle yaptığı antlaşmaları, Birlik hukukunun bir parçası kabul edilir. Divan, bu tür antlaşmaların bazı hükümlerine belli şartlarda doğrudan etki tanımıştır.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

Youtube Kanalıma Abone olur musunuz? Kanalımda Hukuk Ders İçerikleri yanı sıra çeşitli konularda sohbetler paylaşıyorum arkadaşlarım arasına Abone olarak katılır mısın?

%d blogcu bunu beğendi: