Roma Hukuku Pratik Çalışması-5

OLAY

(A), (B)’ye ait İtalya’daki elma bahçesini (C)’ye satmış ve bu araziye yakın olan kendi arazisindeki bir kuleden göstererek araziyi teslim ettiğini bildirmiştir. Bu durumdan hiç haberi olmayan (B), (D)’ye o sırada boş olan elma bahçesini 5 yıl süreyle kullanma izni vermiştir. (D) bir hafta sonra araziye girdiğinde arazideki elmaları tek başına toplayamayacağını görmüş ve komşu arazide bulunan (K) ile elmaları toplaması için anlaşmıştır.

(D) bu akitten doğan borcunu elmaların toplanması işinin bitirilmesi anında ödeyeceğini bildirmiş ve bu borcuna karşılık elma bahçesini teminat olarak göstermiştir.

 

SORU: Olaydaki elma bahçesi hangi mal grubuna girer? Özelliklerini belirterek izah ediniz.

CEVAP: Elma bahçesi öncelikle res mancipi’dir. Roma’da İtalya’daki arsa, arazi ve onlar üzerindeki evler ile bu araziler üzerindeki arzi irtifaklar, köleler, fil ve deve dışında kalan yük ve çeki hayvanları res mancipi olarak kabul edilir. Elma bahçesi İtalya’da olduğu için res mancipi’dir. Kendiliğinden veya başkasının yardımıyla hareket ettirilemediğinden dolayı gayrimenkul maldır. Ayrıca gayri misli maldır, çünkü somut özellikleri ön plana çıkmaktadır ve tek olarak bulunmaktadır. Elma bahçesi aynı zamanda semere veren maldır. Burada elde edilen elmalar semeredir. Bunlar ağaçtan ayrılınca ana maldan ayrı olarak iktisaba konu olurlar. Bölündüğünde özünü ve niteliğini kaybetmediğinden dolayı da bölünebilen eşyadır.

 

SORU: Elma bahçesinin mülkiyetinin nakli için hangi hukuki muamelenin yapılması gereklidir? Devirlere göre açıklayınız.

CEVAP: Elma bahçesi res mancipi olduğundan mülkiyetin nakli ilk devirlerde mancipatio veya in iure cessio ile geçirilirdi. Bunlar son derece şekilci muamelelerdi ve yalnızca Romalılar tarafından uygulanabilirdi. Bu sebeplerden dolayı daha sonraki dönemlerde bunların kullanılması azalmış ve Iustinianus döneminden itibaren tüm malların devri traditio ile gerçekleşmeye başlamıştır.

Traditio ile mülkiyetin geçebilmesi için, malı devredenin malik olması yada devir yetkisinin bulunması, malın devralana fiilen teslim edilmesi, tarafların mülkiyetin devri konusunda irade birliğine varmış olmaları ve ortada geçerli bir devir sebebinin olması gerekirdi. Bu durum traditio’yu mancipatio ve in iure cessio’dan ayırarak sebebe bağlı muamele haline getirmekteydi.

 

SORU: Olayda mülkiyetin nakli için gerekli muamelelerin yapıldığını varsayarsak, bu durumda (C) malın maliki olabilir mi? Gerekçeli olarak izah ediniz.

CEVAP: Burada mülkiyetin devren iktisabı söz konusudur. Devren iktisapta malı devredenin mutlaka mülkiyet hakkının bulunması gerekir. Olayda bu olmadığı için (C) malik olamaz. Roma’da iyiniyetli zilyet korunmadığı için (C) ancak zamanaşımıyla iktisabın koşullarının gerçekleşmesi ile mülkiyeti kazanır. Bu şartlar şunlardır:

İktisaba uygun mal olmalıdır. Üzerinde ius civile mülkiyetinin bulunabildiği mallar zamanaşımıyla iktisap edilebiliyordu. Bundan dolayı ferdi mülkiyete konu olmayan mallar ile hırsızlık malları üzerinde zamanaşımıyla iktisap olmazdı. Kişinin kendisi için malik olma iradesiyle zilyet olması gerekir. Başkası için zilyet olanlar zamanaşımıyla iktisap yolunu kullanamazlar. Hukuki sebebin bulunması gerekir. Kişi malı başkasıyla yaptığı anlaşmayla elde etmiş olmalıdır. İyiniyet olmalıdır. Bu, malı devralanın malı devredenin malik olmadığını bilmemesi ve bilmesinin gerekmemesidir. Zamanın geçmesi gerekir. Klasik devirde bu süre menkullerde 1 yıl, gayrimenkullerde 2 yıldı. Iustinianus devrindeyse bu süreler menkullerde 3 yıla, gayrimenkullerde de 10-20 yıla çıkarılmıştır. Olayda bu şartlardan ilk 4’ü olduğu için zaman şartının gerçekleşmesiyle (C) mülkiyeti kazanabilir.

 

SORU: (C) bu olayda zilyetliği iktisap edebilir mi? Neden?

CEVAP: Zilyetliğin kazanılması aslen veya devren olur. Kişi sırf kendi iradesiyle daha önceki bir zilyetliğe dayanmadan bir malı hakimiyetine geçirirse zilyetlik aslen kazanılmış olur. Zilyetlik malı daha önce zilyedinde bulunduran kimse ile yapılan anlaşmayla elde edilirse zilyetlik devren iktisap edilmiş olur. Devren iktisapta devredenin malik yada zilyet olması gerekir

Olayda (C) zilyetliği iktisap edememiştir. Bunun nedeni araziyi devreden (A)’nın ne malik ne de zilyet olmasıdır.

 

SORU: (B) ile (D) arasında hangi hukuki ilişki oluşmuştur? (D)’nin maldaki hakları nelerdir?

CEVAP:  Burada  hukuki  ilişki  tesis  edilen  hakkın  ayni  ve  şahsi  olmasına  göre

değişmektedir. Şahsi hak tesis edilmişse, bunun için akit yapılır. Bu akit ücretsiz yapılmışsa taraflar arasında precarium ilişkisi doğar. Bu, malın rica üzerine başkasına verilmesidir. Olayda ariyet ilişkisi doğmaz, zira söz konusu mal gayrimenkuldur ve ariyet yalnızca menkuller için geçerlidir.

Bu akit ücretli yapılmışsa kira akdi oluşur. Bu, tüketilemeyecek olması koşulu ile bir malın ücret karşılığı kullanılmasıdır. Rızai akit olduğundan tarafların anlaşmasıyla meydana gelir. Kiralanan mal semere veren bir mal ise bu takdirde hasılat kirası söz konusu olur. Burada kiracı semere veren malı kullanır, semerelerden yararlanır ve bu semerelerin bir kısmını ücret olarak kiralayan kişiye öder.

Ayni hak tesis edilmişse, bu akit ücretli ücretsiz yapılsın intifa hakkı tesis edilmiş olur. Bu, başkasının malı üzerinde kullanma ve semerelerinden yararlanma hakkı veren ayni haktır. İntifa hakkı kural olarak tüketilemeyen, gayri misli ve semere veren mallar üzerinde tesis edilir. Bu hak in iure cessio, ölüme baplı tasarruf, tarafların anlaşması ve malı devredenin kendi lehine intifa hakkı tesis etmesi yollarından biriyle kurulurdu.

(D) precarium ilişkisi varsa başkası için zilyet, kira akdi varsa detentor’dur. (D) bu hukuki ilişkilerden doğan haklarını yalnızca akdin diğer tarafına karşı ileri sürebilir. İntifa

hakkı varsa (D) zilyetlik benzeri kabul edilir, sınırlı ayni hakka sahiptir ve bu hakkını hakkı ihlal eden herkese karşı ileri sürebilir.

 

SORU: (D) ile (K) arasında hangi hukuki ilişki vardır? Bu ilişkinin özellikleri nelerdir?

(K) akitten doğan borcunu köleleri vasıtasıyla ifa edebilir mi?

CEVAP: Taraflar belli bir sonucun meydana getirilmesi hakkında anlaşırlarsa istisna, kişi belli bir süre içinde veya süresiz hizmetini karşı tarafa sunarsa hizmet akdi oluşur. (K) belli aylarda elma toplama işini yüklenmişse hizmet, mevcut olan o elmaların toplanması işlemini yüklenmişse istisna akdi kurulmuş olur. Burada anlaşmanın içeriğine bakılır. Edim bir sonuç olarak belirlenmişse ve iş bitince sorumluluk kalkıyorsa istisna, işini yapan belli bir dönem hizmetini vermeyi yüklenmişse hizmet akdi vardır. Olayda elma toplama işlemi var ve bu sonuca yöneliktir. Bundan dolayı (D) ile (K) arasında istisna akdi kurulmuş olur. Bu akit rızaidir ve tarafların anlaşması ile kurulur. Her iki tarafa da borç yükler.

Taraflardan biri parayı verme diğeri sonucu yerine getirme borcu altına girerler. Her iki tarafında borcu ve menfaati olduğu için sorumlulukları tamdır. Klasik devirde beklenmedik hallerden bile sorumlu olurlarken, Iustinianus döneminde tüm kusurlarından sorumluydular. Hizmet akdinde hizmet sunulduğu için iş başkası vasıtasıyla yapılamaz. İstisna akdinde önemli olan yapılan işin niteliğidir. İş, alanın kişiliğine bağlıysa başkası vasıtasıyla yapılamaz, kişiliğine bağlı değilse başkası vasıtasıyla yapılabilir. Elma toplama işi uzmanlık gerektirmediğinden işi alan bunu başkasına yaptırabilir. Ancak işi alan kişi işi yaptırdığı şahıs bir takım zararlar vermişse adam çalıştıranın sorumluluğundan dolayı bunlardan kusursuz sorumlu olur.

Roma Hukuku Bazı Pratik ve Test Çalışmaları

Diğer Pratik ve Testler İçin Tıklayınız.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: