Rızai Akitler – Locatio Conductio / Roma Borçlar Hukuku

Rızai Akitler / Locatio Conductio

Romalılar locatio conductio kavramı altında bugün birbirinden ayrılmış olan akitleri bir araya toplamışlardı. Bunlar kira, hizmet ve istisna akdidir. Her 3 locatio conductio akdinde de ortak olan bazı özellikler vardı. Bunlar: Rızai akit oldukları için tarafların rızalarını beyan ettikleri anda meydana gelirlerdi.

Tam iki taraflı akitlerdi, yani her iki tarafta her borçlu hem de alacaklı olurdu.

Bir taraf daima bir miktar para verirken karşı taraf ya bir şey verir yada bir şey yapardı.

Akitten menfaatleri olduğu için tarafların sorumlulukları eşittir. Klasik devirde beklenmedik hallerden dahi sorumlu olurlarken, Iustinianus döneminde bütün kusurlarından sorumlu tutulurlardı.

a- Hizmet Akdi:

Bir işin ücret karşılığında ifa edilmesi hakkındaki akittir. Başka bir deyişle belli bir süre içinde ne kadar sonucun meydana getirilmesine bakılmaksızın işçinin işveren için hizmetini sunmasıdır. Mesela kişinin karşı tarafla yüklerini 6 ay boyunca gemisi ile taşıması konusunda anlaşması bir hizmet akdidir.

Bu akitte her iki tarafında menfaati vardır. Bu yüzden taraflar bütün kusurlarından sorumludurlar.hatta klasik devirde nezaret (custodia) sorumluluğunun olması da muhtemeldir. Roma’daki görüşe göre hizmet akdinin konusu yalnız kas gücüyle yapılan işlerdi. Bir ücret karşılığı yapılan fikir çalışmaları hizmet akdine girmezdi. Bunlara karşı verilenler şeref ücreti sayılıyordu ve dava ile istenemiyordu. Hizmet akdi belirli bir süre için yapılmışsa o sürenin bitmesiyle veya işlerin bitmesiyle yada işçinin ölümüyle sona ererdi.

b- İstisna Akdi:

İstisna akdinde bir kimse iş sahibinin vereceği bir ücret karşılığında bir eseri veya bir sonucu meydana getirmek borcu altına girerdi. İş bir kereye mahsus yapılıyorsa veya taraflar açısından önemli olan neticenin meydana getirilmesiyse ve iş bitince sorumluluk kalkıyorsa bu bir istisna akdidir. Mesela yükümü oraya götürmesi konusunda yapılan anlaşma bir istisna akdidir.

Taraflar menfaatleri olduğu için klasik devirde beklenmedik hallerden bile sorumluyken, Iustinianus döneminde bütün kusurlarından sorumluydular.

İstisna akdinin konusu bazen bir şeyin ilenmesi olabilir. Malzeme işlenirken henüz meydana gelmeden mal hasara uğrarsa yada mal ortadan kalkarsa burada işi yapanın kusuru yoksa sorumluluğu ortadan kalkıyordu. Klasik devirde eser mücbir sebep sonucu telef olmuşsa iş sahibi borcundan kurtuluyordu, Iustinianus devrindeyse mücbir sebepten doğan zararlar ve hasarlar iş sahibine aitti. Müteahhidin borcunun ortadan kalkmasına karşılık iş sahibinin borcu devam ediyordu.

Roma’da malzeme genellikle iş sahibi tarafından verilirdi. Malzeme işi yapan müteahhid tarafından verilirse bu durumda akdin niteliği değişirdi. Roma’da bu akit alım-satım olurdu. Bizim hukukumuzdaysa bu yine istisna akdi olurdu.

Roma’da deniz nakliye muamelelerinde müşterek avarya bulunmaktaydı. Buna göre, mesela fırtına karşısında tehlikede olan gemiyi kurtarmak için malların bir kısmı denize atılmışsa, zararın kurtulan malların sahipleri arasında eşit oranda bölünmesi gerekirdi. Bu eşitliği sağlamak için mal sahipleri gördükleri zararları tazmin ettirmek için kaptana karşı actio locati’yi açarak zararlarının tazminini isterlerdi. Buna karşılık kaptan da malları kurtulanlara karşı, zararın kurtulan mallar hesabına bölünmesini ve zarara katılmalarını sağlamak için kurtulan malları oranında actio conducti açardı.

c- Kira Akdi:

Kira akdinin konusu, tüketilmeyecek olması şartıyla her hangi bir mal olabilirdi. Kiraya veren kiraladığı şeyin bir akit çerçevesinde ayni hak tesis edilmeden kullanılmasını isterdi. Akit süreye bağlı olarak yapılır ve süre bitiminde akit iptal edilmemişse yenilenmiş sayılırdı. Kira akdinden şahsi hak doğardı. Bunun önemli sonucu mal sahibinin malı satabilmesidir. Kiraya veren malı bir başkasına devrederse yeni malik mülkiyet hakkından doğan ayni hakkını ileri sürerek kiracıyı çıkarabilirdi. Kiracı ise ancak actio conducti ile kiraya verenden tazminat isteyebilirdi. Kiracı malı akitte tespit edilen süreden önce terk ederse klasik hukukta geri kalan anlaşma süresinin tamamının kirasını öderdi. Iustinianus hukukundaysa sadece kiraya verenin bu yüzden uğradığı fiili zararı ve faizini öderdi.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: