Mülkiyetin Aslen İktisabı / Roma Eşya Hukuku

Mülkiyetin Aslen İktisabı

Aslen iktisap, daha önce hiçbir şekilde mülkiyete konu olmayan mal üzerinde malik olma iradesiyle doğrudan hakimiyet kurulduğunda mülkiyetin ilk defa iktisap edilmesi yada önceki malikle hiçbir ilişki kurulmadan mülkiyetin kazanılmasıdır.

a- Zamanaşımıyla İktisap:

Zamanaşımı ile iktisap aslında mülkiyetin devren iktisabıyla aslen iktisabı arasında yet almaktadır. Zamanaşımı ile iktisabın şartlarından biri olan hukuki sebep ve buna istinaden zilyetliğin bir kimseden diğerine geçmesi zamanaşımıyla iktisabın devren iktisaba benzeyen yönüdür. Belli koşulların gerçekleşmesiyle mülkiyet bir kişiden çıkarak diğerine geçmekte ve bu önceki malikin iradesiyle olmamaktadır. Bu da zamanaşımıyla iktisabın aslen iktisaba benzeyen yönüdür.

Zamanaşımıyla iktisap mülkiyetin kime ait olduğu meselesini askıda bırakmamak için gereklidir. Zamanaşımıyla iktisap, bir malın mülkiyetini ve zilyetliğini aynı kişide birleştirmek suretiyle malın malikten başka birinde olmasıyla belirmiş olan çelişkiyi ortadan kaldırmaktadır. Zamanaşımıyla iktisabın 5 şartı vardır ve bunların mutlaka birarada yer alması gerekir. Bu şartlar şunlardır:

Zamanaşımıyla İktisaba Elverişli Mal:

Üzerinde ius civile mülkiyetinin bulunabildiği mallar zamanaşımıyla iktisap edilebiliyordu. Bu nedenle ferdi mülkiyete konu olmayan mallar ile hırsızlık malları üzerinde zamanaşımıyla iktisap olmazdı. Sadece hırsız değil, hırsızın çaldığı malı devrettiği kişilerde zamanaşımıyla iktisaptan yararlanamazdı. Bu kişilerin iyiniyetli olması da durumu değiştirmezdi. Bunun nedeni çalınan malların malikinin iradesi dışında elden çıkması ve o mallar üzerinde malikin hakimiyetinin sona ermemiş olmasıdır.

Zilyetlik:

Kişinin kendisi için malik olma iradesiyle zilyet olması gerekir. Başkası için zilyet olanlar zamanaşımıyla iktisap yolunu kullanamazlar. Zilyetliğin zamanaşımı süresi boyunca kesintisiz devam etmesi gerekir.

Hukuki Sebep:

Zamanaşımıyla iktisap için hukuki sebebin bulunması gerekir. Kişi malı başkasıyla yaptığı anlaşma yada hukuki işlemle elde etmiş olmalıdır.

İyiniyet:

İyiniyet, malı devralanın malı devredenin malik olmadığını bilmemesi ve bilmesinin gerekmemesidir. İyiniyetin kural olarak zilyetliğin iktisap edildiği anda bulunması gerekli ve yeterlidir. Sonradan gerçek durumun öğrenilmesi zilyedin iyiniyetini ortadan kaldırmaz ve zamanaşımıyla iktisaba engel olmazdı.

Zaman:

Gerekli sürelerin geçmesi gerekir. Klasik devirde bu süreler menkullerde 1 yıl, gayrimenkullerdeyse 2 yıldı. Iustinianus devrinde bu süreler menkullerde 3 yıla, gayrımenkullerdeyse 10 ila 20 yıla çıkarılmıştı.

b- Mülkiyetin Tabii Yollarla Aslen İktisabı:

-İhraz ve İşgal:

Sahipsiz bir malın zilyetliğini malik olma iradesiyle ele geçiren kimse kural olarak derhal malik olurdu. Bu durum menkullerde olursa ihraz, gayrimenkullerde olursa işgal adını alırdı. Sahipsiz mallar ya daha önce üzerinde hiç mülkiyet hakkı bulunmamış mallardı yada sahibi tarafından terk edildiği için sahipsiz hale gelmiş mallardı.

Menkullerde malın iktisabı için zilyetliğin ele geçirilmesi gerekir. Avcının vurduğu hayvanı ele geçirememesi halinde iktisap olmazdı. Av hayvanları ihraz suretiyle yakalayanın mülkiyetine girer ve ona ait olulardı.

Terk edilen mallar üzerinde mülkiyet sona erer ve o malı malik olma iradesiyle ilk ele geçiren kişi malik olurdu. Ancak terk edilen mal üzerinde mülkiyetin ne zaman sona ereceği konusu tartışmalıydı. Sabinianus Mektebi, terk edildiği anda malın mülkiyetinin kaybedildiğini savunduğu halde Proculianus Mektebi, mülkiyetin malın başkası tarafından ihrazı ile sona erdiği görüşündeydi. Iustinianus ise terk edilen mal üzerinde mülkiyetin terk edildiği anda kaybedildiğini ve malik olma iradesiyle malı ele geçirenin malik olduğunu kabul etmiştir.

-Define İktisabı:

Uzun bir süre önce gömülmüş veya saklanmış olan ve bu yüzden sahibinin kim olduğu tespit edilemeyen ve sahipsiz mal haline geldiği kabul edilen kıymetli eşyaya define denir. Bu malların mülkiyeti klasik devirde içinde bulundukları arazinin bir parçası kabul ediliyordu ve arazinin sahibine ait oluyordu. Klasik sonrası devirdeyse, tesadüfen ve iyiniyetle bir başkasının arazisinde define bulan kimse arazi malikine eşit tutuluyordu ve definenin yarısına sahip oluyordu. Başkasına ait bir gayrimenkulde izinsiz define aranır ve bulunursa define o gayrimenkulün malikine ait olurdu. Ayrıca arazi sahibi define araması için kişiye talimat vermişse yine definenin mülkiyetini kazanırdı.

-Hukuki Tağyir:

Bir kimsenin başkasına ait bir mal üzerinde çalışarak yeni bir mal meydana getirmesine hukuki tağyir denir. Başkasına ait üzümden şarap, tahtadan masa yapılması gibi. Böyle bir durumda Sabinianus Mektebi, kullanılan malzemenin malikini yeni malın da maliki kabul ediyordu (eski mal yeni bir şekilde de olsa yerinde olduğu için), Proculianus Mektebi ise, yeni malın mülkiyetini kendisine ait olmayan malı işleyene vermekteydi. Klasik devirde ortaya çıkan ve Iustinianus’un da kabul ettiği bir başka görüş ise, ortalama bir yol izleyerek yeni mal eski haline dönebiliyorsa yeni malın mülkiyetini malzemenin malikine, dönemiyorsa malzemeyi işleyene tanımaktaydı. Gümüş zincir eritilerek tekrar gümüş madeni elde edilebilirken, şarabın üzüme geri dönüşmesi mümkün değildir. Burada önemli olan, malı işleyenin yeni malı başkasının talimatı üzerine değil, kendisi için malzemenin sahibinin iradesi dışında üretmesidir.

-Birleşme:

Farklı kişilere ait mallar bir bütün oluşturacak şekilde birleşirse, birleşen mallar üzerinde bağımsız mülkiyet kalmazdı. Bu sorunun çözümü birleşen malların cinsine göre değişmekteydi.

 İki menkulün birleşmesi halinde asıl mal olduğu kabul edilen malın maliki birleşme suretiyle meydana gelen malın da maliki olurdu. Başkasının tuvaline resim yapılması halinde resim, kıymetli bir taş, yüzükte kullanılmışsa yüzük ana mal kabul edilirdi.

Menkul malla gayrimenkul mal birleşirse (tohum atma, bina yapma) üst arza tabi olur kuralı gereği menkulün sahibi mülkiyetini kaybeder ve gayrimenkulün sahibi yapılan şeyin de maliki olurdu. Araziyle birleşen şeyler kolayca ayrılıyorsa birleşme olmaz, mesela dikilen fidan sökülebiliyorsa birleşme olmaz.

İki gayrimenkul birleşmişse burada ana mal belirlenir ve birleşen mal ana mala tabi olurdu.

Asıl mal feri mal ayrıma yapılamayacak sıvıların veya katıların karışması durumunda karışan mallar oranında müşterek mülkiyet doğardı. Mesela farklı kişilere ait zeytin yağının veya tahılın karışması durumunda böyle bir hal ortaya çıkardı.

Semerelerin İktisabı:

Semere, bir ana maldan periyodik olarak elde edilen ve ana malın niteliğini değiştirmeyen maldır. Hayvanın yavrusu, sütü, yünü, ağacın meyvası gibi.

Semere ancak ana maldan ayrıldığı anda bağımsız mülkiyete konu olabiliyordu. Semere iktisabında ana kural, semerelerin ayrıldıkları anda ana malın malikine ait olmalarıdır. Buradaki malik, semereleri aslen iktisap yoluyla elde etmektedir.

Roma hukukunda semere iktisabı hakkı malikten başka uzun vadeli kirada kiracıya, iyiniyetli zilyede, hasılat kiracısına ve intifa hakkı sahibine tanınmıştı. Bunlardan uzun vadeli kiracı ile iyiniyetli zilyet aynı malik gibi semereleri ana maldan ayrıldıkları anda aslen iktisap etmiş sayılıyorlardı. Bunların semerelerin zilyetliğini ele geçirmelerine gerek yoktur.

İntifa hakkı sahibiyle hasılat kiracısı ise ancak zilyetliği ele geçirdikleri anda semerelerin mülkiyetini kazanabiliyorlardı. Bunlar için semerelerin ana maldan ayrılması yeterli değildir, ayrıca semerelerin fiilen ele geçirilmesi gerekmektedir.

Aradığınızı Aşağıdaki Arama Motoruna Yazabilirsiniz

%d blogcu bunu beğendi: