İrade Beyanlarının Yorumu / Borçlar Hukuku
  1. Ana Sayfa
  2. Borçlar Hukuku (Genel)

İrade Beyanlarının Yorumu / Borçlar Hukuku

İRADE BEYANLARININ YORUMU

Bir irade beyanının anlamının hâkim tarafından araştırılarak tespit edilmesine yorum denir. Yorum, tarafların birbirine zıt menfaatleri arasında adil bir denge kurmak amacıyla yapılır. Beyan sahibi beyanının istediği biçimde anlaşılıp yorumlanmasını, muhatap ise bu beyanı nasıl anlamışsa o şekilde yorumlanmasını ister.

YORUM TEORİLERİ: İRADE TEORİSİ, BEYAN TEORİSİ ve GÜVEN TEORİSİ

1. İrade Teorisi:

Bu teorinin en ateşli savunucusu Savigny’dir. Bu teoriye göre beyan sahibinin iradesi esas alınmalı, bu irade araştırılarak bunun gerçek anlamı bulunmalıdır.

İrade teorisi, insanın iç dünyasına, psikolojik alanına giren iradeyi hukuki işlemin asli kavramı haline getirdiği için sübjektif bir teoridir. Bu teoriye göre yorumun görevi, beyan sahibinin kullandığı söz ve kelimelere vermek istediği anlamı tespitten ibarettir. Bu teori eleştirilmiştir, muhatabın beyan sahibinin gerçek irade ve arzusunu her zaman bilmesi fiilen mümkün değildir. TBK tarafların sübjektif iradelerini esas almamış, irade teorisini kabul etmemiştir.

2. Beyan Teorisi:

Buna göre, beyan sahibinin gerçek iradesi değil, beyanın kapsadığı söz ve deyimler göz önünde tutulur.

Sübjektif beyan teorisine göre, muhatabın beyana verdiği fiili, sübjektif anlam önem taşır. Burada önemli olan muhatabın beyanı nasıl anladığı, ona nasıl bir anlam verdiğidir.

Objektif beyan teorisi, muhatap yerine objektif bir tipi, üçüncü bir kişiyi koymaktadır. Buna göre muhatabın beyana verdiği anlam, üçüncü bir kişinin böyle bir beyana vereceği objektif bir anlam niteliğinde ise hukuken önem taşır.

Sübjektif beyan teorisi yalnız muhatabın menfaatini göz önünde tuttuğu, beyan sahibinin gerçek iradesini bir tarafa bıraktığı için eleştirilmiştir. Muhatabı ve beyan sahibini bir tarafa bırakarak, üçüncü bir kişinin objektif anlayış ve yorum tarzını esas alan objektif beyan teorisi de tatmin edici olmaktan uzaktır. TBK beyan teorisini de kabul etmemiştir.

3. Güven Teorisi:

Bu teorinin kaynağını dürüstlük kuralında bulmak mümkündür. TMK md. 2/1: Herkes haklarını kullanırken, borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun hareket etmek, yani makul ve dürüst bir kişi gibi davranmak zorundadır. Güven teorisi dürüstlük kurallarını, hukuki güven ve istikrar ilkesini, hakkaniyet düşüncesini esas almaktadır. Bu teori ile her iki tarafın haklı menfaatleri korunmakta, tarafların çıkarları arasında adil bir denge kurulmaktadır.

Klasik güven teorisi: Muhatabı esas alır, beyan sahibi bu teoride belirli ölçüde ihmal edilmiştir. Burada irade beyanı yorumlanırken somut olaydaki muhatabın sübjektif durumu değil, benzer çevre, meslek ve iş âleminde makul ve dürüst, objektif bir kişinin bilebileceği şartları da dikkate alarak, dürüstlük kuralları içinde ona verebileceği anlam esas alınmaktadır.

Böylece irade beyanının anlamı makul ve dürüst üçüncü bir kişinin objektif, farazi bir muhatabın her türlü özeni göstererek, dürüstlük kuralları doğrultusunda bu beyana verdiği veya vermesi gereken anlama göre belirlenmelidir.

Yeni güven teorisi: Taraflar arasında daha adil bir menfaat dengesi kurmak amacıyla yeni bir güven teorisi geliştirilmiş ve böylece makul ve dürüst üçüncü kişi yerine makul ve dürüst muhatap tipi teoriye sokulmuştur. Muhatabın beyan sahibini fiilen doğru olarak anlaması halinde, beyanın gerçek iradeye göre anlaşılması ilkesi kabul edilerek bu gibi hallerde TBK md. 19 esas alınmış ve güven teorisinin uygulanmasına gerek olmadığı ileri sürülmüştür.

Bu teori, hem muhatabın beyan sahibinin irade beyanını makul ve dürüst bir şekilde anlayacağına, hem de muhatabın beyan sahibinin iradesini makul ve dürüst bir şekilde ifade edeceğine ilişkin güvenlerini koruma amacı gütmektedir.

Yeni güven teorisinin amacı; bir yandan tarafların menfaatlerini eşit bir şekilde korumak, diğer yandan da iş hayatında ve işlemlerde hukuki güven ve istikrarı sağlamaktır.

Yeni güven teorisinin özellikleri;

  • belirli bir davranışın, irade beyanı sayılıp sayılmayacağı
  • irade beyanının muhatabının kim olduğu
  • bu beyanın anlamının ne olduğu sorunu çözümlemektedir.

Hâkim, kendisini muhatabın yerine koyacak ve muhatabın makul ve dürüst bir muhatabın yapacağı gibi iradenin beyan edildiği yer ve zamanda bildiği veya bilmesi gereken bütün şartları da dikkate alarak söz konusu irade beyanını, dürüstlük kurallarına göre, ne şekilde anlamaya mezun v e mecbur olduğuna karar verecektir.

Yeni güven teorisi muhatap açısından ele alınmakta ve irade beyanına makul ve dürüst bir muhatabın vereceği anlam esas alınmaktadır. Bu teoriye göre muhatap, beyan sahibinin gerçek iradesini tespit edebilmek için dürüstlük kuralı içinde bildiği veya bilmesi gereken bütün şartları da göz önünde tutmak zorunda kalacaktır.

Yeni güven teorisi, hukuki işlemin muhatabında sübjektif (somut) muhatap ile objektif (soyut) muhatabı birleştirmekte, somut olaydaki muhatabın fiilen bildiği şart ve durumlarla soyut, objektif üçüncü kişi durumundaki bir kişinin muhatap olarak bileceği genel şart ve durumları aynı anda göz önünde tutulmaktadır.

Yeni güven teorisi, somut olaydaki fiili muhatabın bilgisini göz önünde tutmakla klasik güven teorisinden ayrılmaktadır.

Yeni güven teorisi, tabii bir yorum teorisi olmayıp, normatif bir yorum teorisidir. Bu nedenle, somut olayda taraflar birbirlerini fiilen doğru olarak anlamışlarsa, sözleri farklı olan bir beyana aynı anlamı vermişlerse, beyan bu doğru anlayışa göre değerlendirilir, dolayısıyla artık burada yorum teorisi olarak güven teorisi uygulanmaz. Tarafların somut olayda birbirlerinin gerçek iradelerini fiilen doğru anlamaları halinde yanlış beyan e sözlere itibar edilmeyeceği ilkesi, daha Roma hukukundan beri geçerli bir ilkedir. Güven teorisi ancak, taraflar somut olayda birbirlerini fiilen doğru anlamadıkları takdirde uygulama alanı bulacaktır. Bu teoriye göre böyle bir halde beyan, taraflardan birinin gerçek iradesine, diğerinin ise farazi iradesine göre yorumlanmalıdır.

  • Birinci ihtimalde; muhatap, beyan sahibinin gerçek iradesini somut olayda doğru bir şekildeanlamamışsa fakat dürüstlük kurallarına göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermiş olsaydı bunu anlayabilecek idiyse, bu halde beyan, muhatabın beyana verdiği sübjektif anlama göre değil, makul ve dürüst bir muhatabın beyana verebileceği anlama göre yorumlanmalıdır. Bu ihtimalde yorum, beyan sahibinin gerçek iradesine, muhatabın farazi iradesine göre yapılmaktadır. Bu halde hukuk düzeni, muhatabı korunmaya layık görmemektedir.
  • İkinci ihtimalde; muhatap her türlü dikkat ve çabayı, gerekli özeni göstermesine, makul ve dürüst bir muhatap gibi davranıp bildiği veya bilmesi gereken bütün durum ve şartları göz önünde tutmasına rağmen, somut olayda beyan sahibinin gerçek iradesini anlayamamıştır. Beyan, muhatabın beyana verdiği anlama göre, başka bir deyişle, beyan sahibinin farazi iradesine, muhatabın gerçek iradesine göre yorumlanacaktır. Hukuk düzeni, muhatabı korunmaya layık görmektedir.

Bu Yazıya Tepkiniz Ne Oldu?

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

Yazar Hakkında